İkizler ve Kocasının Şartı

Kapı eşiğinde bir süre daha sessizce durdum. Ada, Kerem’in sol omzuna başını yaslamıştı. Defne ise sağ kolunda huzursuzca kıpırdanıyor, ara sıra küçük bir iç çekişle sakinleşiyordu. O da yorgundu. Belki ilk kez gerçekten yorgundu. Sadece uzun bir iş gününün ardından değil; iki küçücük insanın tüm sorumluluğunu omuzlarında hisseden bir babanın yorgunluğu vardı yüzünde. Beni fark edince başını kaldırdı. "Uyandırdım mı?" diye fısıldadı. "Hayır," dedim. Bir an sustuk. "Canan..." dedi sonunda. "O gün markette yaptığım şeyi düşündükçe kendimden utanıyorum." Cevap vermedim. Çünkü bazı özürler duyulmak ister, bazıları ise zamanla ispatlanmak zorundadır. Kerem bunu anlamış gibiydi. Defne'nin battaniyesini düzeltti. "Onlara baktığım şu hafta sonu..." diye devam etti. "İlk kez senin günlerinin nasıl geçtiğini gördüm. İlk kez gerçekten gördüm." Gözlerim doldu ama konuşmadım. "Her ağlamada sana seslenmeye alışmışım. Her şeyin kendiliğinden olduğunu sanmışım. Mamalar doluyor, bezler değişiyor, kıyafetler yıkanıyor, doktor randevuları alınıyor... Bunların hepsi görünmez olmuş." Başını eğdi. "Ben seni yalnız bırakmışım." O an içimdeki öfkenin tamamı gitmedi. Ama ilk kez savunma yapmadığını gördüm. İlk kez gerçekten dinliyordu. Aylar geçti. Ben işe hemen dönmedim. Çünkü artık bunun bir zorunluluk değil, bir tercih olması gerektiğini biliyordum. Kerem söz verdiği ebeveynlik kursuna gitti. Doktor kontrollerine geldi. Gece beslemelerinin yarısını üstlendi. Bazen yoruluyor, bazen söyleniyor, bazen hata yapıyordu. Ama artık hiçbir zaman kızlarımızdan birinden "fazladan masraf" diye söz etmiyordu. Bir akşam Ada ve Defne altı aylık olmuşken oturma odasında yerde oynuyorlardı. Ada emeklemeye çalışıyor, Defne ise oyuncağını kemiriyordu. Kerem ikisine bakıp gülümsedi. "İnanabiliyor musun?" dedi. "Neye?" "Bir zamanlar ikiz sahibi olduğumu duyduğumda korkmuştum." Başımı çevirdim. "Korkmak normaldi." "Hayır," dedi. "Normal olmayan şey, korkumu size yüklememdi." Sonra yere oturup kızlarımızı kucağına aldı. Birini sağ koluna, diğerini sol koluna. Aynı gece hastanede yaptığı gibi. Ama bu kez yüzünde tereddüt yoktu. "Ben dünyanın en şanslı adamıyım," dedi. Ada kahkaha attı. Defne de onu taklit etti. O an onları izlerken şunu anladım: Bir evlilik bazen büyük romantik jestlerle değil, sabaha karşı saat ikide değiştirilen bir bezle, paylaşılan bir yükle ve kabul edilen bir hatayla kurtulur. Kerem'in yaptığı şey doğru değildi. Benim onu affetmem de hemen olmadı. Ama aile olmak bazen kusursuz insanlardan değil, hatalarının sorumluluğunu almayı öğrenen insanlardan oluşur. Ve o gece, oturma odamızın ortasında, iki kızımız babalarının kollarında gülerken ilk kez şunu hissettim: Artık hiçbirimiz bu yükü tek başımıza taşımıyorduk. Ve belki de gerçek ortaklık tam olarak buydu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.