Kızım Mezuniyet Törenine Kartondan Bir Genç Getirdi

Onların dostluğunda beni en çok etkileyen buydu. Birbirlerini kurtarabileceklerini düşünmüyorlardı. Sadece zor günleri tek başlarına geçirmek istemiyorlardı. Hastalığın ilerlediği dönemde Tufan evde eğitim görmeye başlamıştı. Öğretmenler belirli günlerde evine gidiyor, ödevlerini ve sınavlarını okulun belirlediği düzen içinde takip ediyordu. Işın da fırsat buldukça ona ders notlarını götürüyordu. Ama bazen ders çalışmadan saatlerce otururlardı. Tufan pencerenin önündeki koltuğuna yerleşir, Işın yerde oturup telefonundan komik videolar açardı. Ardından ikisi de gelecek hakkında konuşurdu. Bir gün Tufan, “Mezuniyette kepini havaya atarken sakın benimkini unutma,” demişti. Işın da gülerek, “Kendi kepini kendin atarsın. Ben seninkinin peşinden koşmam,” diye karşılık vermişti. O konuşmayı bana Tufan'ın annesi Belgin anlatmıştı. Geçen baharda Tufan'ı kaybettiğimizde Işın haftalar boyunca odasının kapısını kapattı. Yas tutuşu dışarıdan sessiz görünüyordu ama geceleri ışığının sabaha kadar yandığını biliyordum. Belgin'le birbirimizi arayıp çocuklarımız hakkında konuşmaya çalışıyorduk. Bazen ikimiz de yalnızca telefonu açık tutuyorduk. Sonra bir gün Işın, Belgin'e birlikte mezuniyet törenine gitmek istediklerini söylemişti.Belgin bu isteği duyunca önce ağlamış, sonra Tufan'ın mezuniyet için ayırdığı fotoğrafları göstermişti. Karton maket fikrini beraber düşünmüşlerdi. Fotoğrafın seçilmesinden basılmasına kadar Belgin'in açık izni vardı. Hatta maket tamamlandığında beyaz püskülü kendi elleriyle kepin kenarına tutturmuştu. Ben bütün bunları biliyordum. Ama okul salonundaki insanların bilmediği bir şey daha vardı. Tufan'ın Işın'a bıraktığı mektup. Işın onu aylarca saklamış, açmamıştı. Zarfın üzerinde yalnızca mezuniyet sabahı okunması gerektiği yazıyordu. O sabah kızım odasından çıktığında gözleri kıpkırmızıydı. Mektubu okumuş, sonra dikkatle katlayıp karton cüppenin içine koymuştu. Sahnede Müfit Bey ona döndü. “Işın,” dedi, “ben seni dinlemeden karar verdim. Bunun için senden özür diliyorum.” Kızımın gözlerinden yeni yaşlar süzüldü. “Onu kaldırmanı istememin sebebi törenin alaya alınmasını istemememdi. Ama senin ne yapmaya çalıştığını sormadım bile.” Işın yalnızca, “Teşekkür ederim,” diyebildi. Müdür konuşmasına devam etmek yerine mikrofonu bıraktı. Masadaki görevliye işaret etti ve kızımın diplomasını getirmesini istedi.Işın maketi kürsünün yanına dikkatlice dayadı. Diplomasını kendi elleriyle aldı. Müdürle tokalaştıktan sonra yeniden fotoğrafın yanına döndü. Salondan birkaç kişi alkışladı. Ardından alkışlar çoğaldı ama herkes ayağa kalkmadı. Bazı öğrenciler başlarını önlerine eğmişti. Kimileri şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. Kızımın yüzünde tuhaf bir rahatlama vardı. Sanki aylardır içinde tuttuğu bir cümleyi sonunda söyleyebilmişti. Törenin ardından kalabalık yavaş yavaş dağıldı. Fotoğraf çekimleri başladı. Koridorda öğrenciler birbirlerine sarılıyor, aileler ellerindeki çiçekleri çocuklarına veriyordu. Biz salonun yan kapısından çıkarken biraz önce telefonunu çıkarıp gülen kız yaklaştı. “Ben ne olduğunu bilmiyordum,” dedi. “Söylediklerim için özür dilerim.” Işın ona baktı. “Keşke bilmeden gülmeseydin,” diye karşılık verdi. Kız başını öne eğdi. Başka bir şey söylemeden uzaklaştı. Ben Işın'ın omzuna dokundum. Ondan herkesi hemen affetmesini beklemiyordum. Bugünün ağırlığını taşırken bir de başkalarının vicdanını rahatlatmak zorunda değildi. O sırada Belgin koridorun sonunda göründü.Elinde küçük, beyaz bir çiçek demeti vardı. Tören boyunca arka tarafta oturmuştu. Işın'ı görünce birkaç adım attı, sonra durdu. “Yapabildin,” dedi titreyen sesiyle. Işın koşup ona sarıldı. İkisi uzun süre konuşmadı. Belgin sonunda karton maketin önüne geçti. Fotoğraftaki oğlunun yüzüne bakıp kepin püskülünü düzeltti. “Bu fotoğrafta ilk başta gözümden kaçan bir ayrıntı vardı,” dedi. “Tufan burada gülümsüyor. Hastalığından önce çekildiği için değil. O gün gerçekten mutluydu.” Işın mektubu yeniden çıkardı. “Size bir bölümünü okumak istiyorum,” dedi. Belgin başını salladı. Kızım katlanmış kâğıdı açtı. Tufan'ın biraz eğri, ince el yazısı sayfanın ortasına kadar uzanıyordu. “Sevgili Işın, bugün hangi sırada oturursan otur, aramızdaki eski anlaşmayı unutma. Törene birlikte gidebilirsek yan yana oturacağız. Ben o gün evde kalmak zorunda olursam da senin yanımda olduğunu bileceğim. Çünkü yıllardır beni en çok sen güldürdün. Birimiz yorulduğunda diğerimiz beklerdi. Mezuniyet günü de acele etme. O anı gerçekten yaşa. Sonra bana her şeyi anlatırsın.”Işın kâğıdı indirdi. Belgin gözlerini kapattı. “Bunu sana yazdığını bilmiyordum,” diye fısıldadı. “Ben de o sabaha kadar içinde ne olduğunu bilmiyordum.” Tufan bu mektubu yazarken önlerinde hâlâ birlikte geçirebilecekleri güzel günler olduğunu umuyordu. Satırlarında olacakları önceden bilmiş birinin vedası yoktu. Bir arkadaşın diğerine verdiği sıradan ama kıymetli bir söz vardı. Bir süre sonra Müfit Bey yanımıza geldi. Yanında okulun fotoğrafçısı bulunuyordu. “Bugün çekilen fotoğrafların bir kopyasını size ve Belgin Hanım'a vermek istiyoruz,” dedi. “Ayrıca Tufan için üzerinde adı ve okul yıllarının bulunduğu bir anı kartı hazırlayacağız. Uygun görürseniz ailesine takdim etmek isteriz.” Belgin teşekkür etti. Sunulacak şey bir diploma değil, Tufan'ın okulda geçirdiği yılları ve arkadaşlığını anan küçük bir hatıraydı. “Ben oğlumun adının unutulmasını istemedim,” dedi. “Bugün bunun için buradayım.” Fotoğrafçı, Işın'ı karton maketin yanına çağırdı. Işın diplomasını göğsünde tuttu. Belgin de onların yanında durdu. Üçünün fotoğrafı çekilirken ben biraz geriden baktım. Akşam eve döndüğümüzde Işın maketi odasının kapısına yasladı. Cüppesini çıkardı, diplomasını masasına bıraktı ve yanıma geldi.“Anne, bugün çok korktum,” dedi. “Gördüm.” “Beni sahneden indireceklerini sandım. Ama Tufan'a verdiğim sözü tutmadan gitseydim daha çok üzülecektim.” Ona sarıldım. Bir süre sonra, “Şimdi ne yapacaksın?” diye sordum. “Önce dinleneceğim,” dedi. “Sonra üniversite için hazırlanmaya devam edeceğim. Tufan'la konuştuğumuz o kadar çok şey var ki...” Mektubu masasının çekmecesine yerleştirdi. Karton maketi ise birkaç gün sonra Belgin'e götürmeye karar verdi. Çünkü Tufan'ın annesi de oğlunun mezuniyet kıyafetleri içindeki fotoğrafını evinde görmek istiyordu. Haftalar sonra okuldan tören fotoğrafları geldi. Belgin'e gönderilen zarfın içinde anı kartı da vardı. Kartın arkasına yalnızca şu cümle yazılmıştı: “Tufan Demir, okulumuzun bir öğrencisi ve arkadaşımız olarak hatırlanacaktır.” Belgin kartı salonundaki kitaplığın üzerine koydu. Işın ise kendi mezuniyet fotoğrafını çalışma masasının yanına astı. Fotoğrafta gözleri hâlâ yaşlıydı. Gülümsemesi kusursuz değildi. Ama sol kolu, hiç bırakamadığı arkadaşının omzundaydı. Bazen odasının önünden geçerken onu o fotoğrafa bakarken görüyordum. Bir gün yanına oturup fotoğrafı değiştirmek isteyip istemediğini sordum.“Hayır anne,” dedi. “O gün çok zor geçti ama gerçekten bizim mezuniyet günümüzdü.” Sonra fotoğrafın altına Tufan'ın mektubundan küçücük bir cümle iliştirdi: “Birimiz yorulduğunda diğerimiz beklerdi.” Ben de o gün anladım ki kızımın sahneye taşıdığı şey yalnızca kartondan yapılmış bir fotoğraf değildi. Çocukluğunun büyük bir bölümünü paylaşmış olduğu arkadaşına verdiği sözü, kendi ayakları üzerinde durarak yerine getirme cesaretiydi. Ve Işın hayatına devam ederken Tufan'ın hatırası artık omzunda taşımak zorunda olduğu ağır bir yük değil, dönüp baktığında sevildiğini hatırlatan bir dostluk olarak kalacaktı.