Kızının Fedakarlığı, Annenin Endişesi

Elif başını salladı. "Hepsini mi?" "Evet." "Neden?" Elif sanki bu soru çok tuhafmış gibi ona baktı. "Çünkü yardıma ihtiyacı vardı." Adam ona bakakaldı. Sonra daha kısık bir sesle sordu: "Annen mi yapmanı söyledi?" "Hayır." "Peki biri mi söyledi?" "Hayır." Bu cevap odadaki tüm yetişkinleri darmadağın etti. "O Legoların senin için ne kadar önemli olduğunu biliyor muydun?" Elif, "Evet," dedi. Adam yutkundu. Annesi öne çıkıp Elif’in önünde diz çöktü. "Zeynep için nelerden vazgeçtiğinin farkında mısın?" Elif ona gözlerini kırpıştırarak baktı. "Sadece Legolar işte." Her şey bu kadardı. Odadaki herkesin içini parçalayan cümle buydu. Selin Öğretmen kafasını çevirdi. Zeynep hıçkırarak ağlamaya başladı. Ben bir an tavana bakmak zorunda kaldım. Zeynep’in babası yüzünü ovuşturdu ve dedi ki: "Buraya öfkeyle geldik çünkü bir yetişkinin, kızımızı bir ders vermek için kullandığını sandık. Bir çocuğun bunu tamamen kendi başına yaptığını anlamamıştık." Adamdaki öfke tamamen uçup gitmişti. Yerini derin bir suçluluk duygusu almıştı. Zeynep ayağa kalkıp Elif’in yanına gitti. "Yalan söyledim," dedi. "Özür dilerim." Elif ona hemen sarıldı. Ne bir nutuk, ne bir duraksama... Sadece bir sarılma. Zeynep’in annesi bana bakıp, "Çok özür dilerim," dedi. "O telefon için, bu sahne için, kızımızın neler yaşadığını göremediğimiz için..." İçeri girdiğimden beri ilk kez derin bir nefes aldım. Kocası Zeynep’e döndü: "Biz de senden özür dileriz kızım. Sana sorumluluk öğretmek istedik ama senin acını fark etmeliydik." Üç gün sonra bizi evlerine davet ettiler. Neredeyse "hayır" diyecektim; yerdeki parkelerin bile benim yıllık kiramdan pahalı olduğu evlerde bulunmaktan pek hoşlanmam. Ama Elif, Zeynep’i görmek istiyordu, Zeynep de ona düzgünce teşekkür etmek. Gittik. Kızlar yukarıya meyve suları ve resim defterleriyle çıkarken, Zeynep’in ailesi beni mutfak masasına oturttu. Babası bana bir dosya uzattı. "Lütfen şuna bak." Dosyanın içinde Elif adına açılmış bir eğitim fonu evrakları vardı. "Baktığım şey ne?" diye sordum. Annesi gözleri nemli bir şekilde gülümsedi. "Bir üniversite fonu. Hesabı açtık ve ilk yüklü ödemeyi yaptık. Her yıl ekleme yapmaya devam edeceğiz." "Bu çok fazla," dedim. Adam başını salladı. "Hayır, bu anlamlı. İkisi arasında fark var. Kızınız nadir bulunan bir şey yaptı. Biz bunu bir peri masalı ödülüne çevirmek istemiyoruz. Ama ona ileride yardımcı olacak bir şekilde onurlandırmak istiyoruz." Donup kalmıştım. Hiçbir şey diyemedim. Annesi elimi sıktı. "Kızınız bize iyiliğin mükemmel koşulları beklemediğini hatırlattı. İyilik sadece harekete geçer. Bu, yatırım yapmaya değer bir şey." O an ağladım. Sessizce ama ağladım. O gece eve döndüğümüzde Elif’i yatağına yatırdım. Esneyerek sordu: "Zeynep'in ailesi hala kızgın mı?" Gülümsedim. "Hayır. Sanırım kendilerine kızgınlardı." Bunu düşündü. Sonra sordum: "Legolarını özlüyor musun?" "Biraz," dedi. "Buna değdi mi?" Yastığına gömülüp gülümsedi. "Zeynep artık daha çok gülüyor." Cevabı buydu. O uyuduktan sonra yatağının kenarına oturdum ve o büyük plastik kutunun durduğu boş köşeye baktım. Kızıma veremediğim şeyler hakkında düşünerek çok vakit harcıyorum. Daha çok para, daha kolay bir hayat, daha az endişe... Ve sonra o gidiyor, bir başkası acı çekiyor diye en sevdiği şeyi tereddüt etmeden veriyor. O boş köşeye uzun süre baktım. Artık hiç de boş görünmüyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.