Kızının Son Hediyesi Duygusal Veda
“ANNEM İÇİN.” Okul, kızım olmadan çok yanlış hissettiriyordu. Ne bulacağımdan korkarak, titreyen ellerimle zarfı yavaşça açtım. İçinde tek bir not vardı. “Bir sözümü senden sır gibi sakladım… Ama bunu seni sevdiğim için yaptım.” Notun altında bizim apartmana çok uzak olmayan küçük bir kiralık depo alanının adresi vardı. Kafamı kaldırdım, kafam karışmıştı ve zar zor nefes alabiliyordum. “Anlayamıyorum…” Hülya Hanım bana bir anahtar uzatırken adeta fısıldayarak şöyle dedi: “Elif bunu saklamamı istemişti. İçindekini görünce anlayacağınızı söylemişti.” Başımı salladım ama hiçbir şey anlamamıştım. İçinde tek bir not vardı. Depo alanı, bir çamaşırhane ile kapanmış bir nalbur dükkanının arasındaydı. Fark etmeden önünden düzinelerce kez geçmiştim. Deponun kilidini açarken ellerim yine titredi. Kapıyı yukarı kaldırırken gıcırdadı. İlk başta boş olduğunu sandım. Sonra gözlerim alıştı ve içeri adım attığımda arka duvara düzgünce dizilmiş kutuları gördüm. Her birinin üzerinde benim adım yazıyordu. Dizlerim neredeyse boşalıyordu. İlk kutuya uzandım. Açmadan önce bir saniye tereddüt ettim. Önünden düzinelerce kez geçmiştim. İçinde mektuplar vardı, düzinelerce el yazısı mektup. Her biri Elif’in o düzenli el yazısıyla dikkatlice etiketlenmişti. “Yataktan çıkamadığın zaman aç.” “Doğum gününde aç.” “Bana kızgın olduğunda aç.” “Sesimin nasıl olduğunu unuttuğunda aç.” Görüşüm bulandı. En üstte küçük bir ses kayıt cihazı duruyordu. Her biri dikkatlice etiketlenmişti. Cihazı elime aldım, parmaklarım o kadar şiddetli titriyordu ki neredeyse düşürecektim. Bir saniye boyunca sadece ona baktım. Sonra oynat tuşuna bastım. “Selam anneciğim… Eğer bunu duyuyorsan, umduğumuz kadar uzun süre kalamamışım demektir.” Bu kızımın sesiydi; net, nazik ve canımı yakacak kadar tanıdık. Sesi bana bir dalga gibi çarptı. Nefesim boğazımda öyle bir düğümlendi ki bayılacağımı sandım. Soğuk zemine çöktüm, iki elimle ağzımı kapattım ve ağladım: “Aman Allah’ım, Elif… sen ne yaptın?” Sesi bana bir dalga gibi çarptı. Orada ne kadar oturduğumu bilmiyorum. Bir noktada, bunu tek başıma yapamayacağımı anladım. Telefonumu çıkardım ve soru sormadan geleceğini bildiğim tek kişiyi aradım. “Abla…” Sesim kısıldı. “Sana ihtiyacım var. Elif’in hazırladığı bir depodayım.” “Geliyorum,” dedi hemen. Hiç tereddüt etmedi. Ablam şehrin diğer ucunda küçük bir kuaför salonu işletiyordu ve istediği zaman çıkıp gelebilirdi. Gelmesi uzun sürmedi. Bunu tek başıma yapamayacağımı anladım. Ablam Canan depoya girdiğinde kapı eşiğinde durakladı. “Ah, canım benim…” dedi sessizce.