Kocam Antalya’dan bana mesaj attı

Dün bana sessiz kalmamı söyledi. Eğer konuşursam her şeyi benim planladığımı, senin imzanı benim taklit ettiğimi söyleyeceğini söyledi. İşte o anda Murat’ı bütünüyle gördüm. Murat ne Elif’i seviyordu. Ne de beni. O sadece kendi çıkardığı yangınları söndüren kadınları seviyordu. — Bütün mesajları sakla — dedim. — Sakladım. — Onunla yalnız görüşme. — Görüşmeyeceğim. — Bir avukat bul. — Zaten randevu aldım. Gözleri doldu. — Bana neden yardım ediyorsun? Cevap vermem biraz sürdü. — Sana yardım etmiyorum. Murat’ın başka bir kapıdan tekrar içeri girmesini engelliyorum. Elif başını salladı. O öğleden sonra bütün belgeleri avukatım Selin Yılmaz’a teslim ettim. Okudukça yüz ifadesi değişiyordu. — Ayşe, bu artık sadece bir boşanma davası değil. — Biliyorum. — Sahtecilik var. Dolandırıcılık var. Güveni kötüye kullanma ihtimali var. — Biliyorum. — Finansal bilgilerini kullandıysa acil tedbir talep edebiliriz. — Hemen yapalım. Şikâyet aynı hafta içinde yapıldı. Murat iki gün ortadan kayboldu. Sonra bir gece saat on birde evimin kapısında belirdi. Kapıyı çalmadı. Yumrukladı. — Ayşe! Aç kapıyı! Ben üst kattaydım. Pijamalarım üzerimdeydi. Kalbim göğsüme vuruyordu. Kameradan baktım. Saçları dağılmıştı. Sarhoştu. Ya da çaresizdi. Belki de ikisi birden. Kapıyı açmadım. Polisi aradım. O bağırmaya devam etti. — Beni mahvettin! Bu benim fırsatımdı! Benim fırsatım. “Bizim evliliğimiz” değil. “Çocuğum” değil. “Benim hatam” değil. Benim fırsatım. — Bana hiçbir zaman inanmadın! — diye bağırdı. — Bu yüzden her şeyi kendi başıma yapmak zorunda kaldım! Polis yedi dakika içinde geldi. Kamera her şeyi kaydetti. Onu götürürlerken başını kaldırıp yukarı baktı. — Benim gibisini bir daha bulamayacaksın! Pencereye yaklaştım ama açmadım. — Mesele zaten bu. Beni duyup duymadığını bilmiyorum. Önemi de yoktu. Haftalar sonra olay büyüdü. Sahte şirket. Kredi dolandırıcılığı. Çifte evlilik skandalı. Suçlamalar. İlk eşin kredi kartıyla finanse edilen Antalya düğünü. Selin bana mesaj attı. “Annem, Murat’ın iyi niyetini kullandığını söylüyor.” Şöyle cevap verdim: “Kardeşin benim imzamı taklit etti.” Bir dakika sonra cevap geldi. “Evet, şey… iyi niyetli kısmını geri alıyorum.” Neredeyse gülecektim. Nermin Hanım hiçbir zaman özür dilemedi. Ağlayarak ses kayıtları gönderdi. Ama hepsi aynı şekilde başlıyordu: “Biliyorum, Murat hata yaptı ama sen de…” Hepsini sildim. O “ama” kelimesi duygusal bir hamamböceği gibiydi. Nerede bir çatlak bulsa oradan çıkıyordu. Aylar sonra Elif bebeğini dünyaya getirdi. Bir kız çocuğu. Hastaneye gitmedim. Ama bir gün e-posta kutuma bir fotoğraf düştü. Sadece bebeğin minik ayağı görünüyordu. Sarı bir battaniyeye sarılmıştı. Mesajda şöyle yazıyordu: “Adı Defne. Şimdilik Murat’ın soyadını taşımıyor. Beni zamanında uyardığın için teşekkür ederim.” Hemen cevap vermedim. Bir süre sonra sadece şunu yazdım: “Kendine dikkat et. Ve onu da koru.” Başka hiçbir şey. Boşanmam beklediğimden daha hızlı sonuçlandı. Çünkü Murat’ın artık oynayacak gücü kalmamıştı. Borçlar. Soruşturmalar. Davalar. Hepsi üstüne çökmüştü. Yine de son bir kez benden para istemeyi denedi. “Her şeyi sakin bir şekilde çözebilmek için.” Avukatım güldü. Mesleki bir gülüş değildi. İnsani bir gülüştü. — Ne kadar tutarlı bir adam — dedi. — Kendi yıkımını bile başkalarına finanse ettirmeye çalışıyor. Boşanma evraklarını imzaladığım gün mutluluk hissetmedim. Boşluk hissettim. Sanki salondaki devasa bir eşya kaldırılmıştı da ilk kez içeri güneş giriyordu. Eve döndüm. Bütün pencereleri açtım. Yeni kilit hâlâ parlıyordu. Müzik açtım. Ayrılık şarkıları değil. Evlenmeden önce dinlediğim eski şarkılar. Kendime çay demledim. Bu kez sıcakken içtim. Tam bir yıl sonra, yine gece 02.47’de uyandım. Yatağımda yalnızdım. Telefon komodinin üzerindeydi. Titreşim yoktu. Hakaret yoktu. Acımasız itiraflar yoktu. Kapıya gelen polisler yoktu. Sadece sessizlik vardı. Bana ait bir sessizlik. Kalktım. Salona indim. O gece oturduğum aynı koltuğa oturdum. Ve şu mesajı ilk okuduğum anı düşündüm: “Az önce Elif’le evlendim.” Buz gibi elleri ve kırılmış kalbiyle sadece “Harika.” diye cevap veren Ayşe’yi düşündüm. Bu kayıtsızlık değildi. İçgüdüydü. İçimdeki en akıllı tarafın, ihaneti bir başarı gibi ilan eden bir adamla tartışmanın anlamsız olduğunu anlamasıydı. O “Harika” aslında şunları söylüyordu: İtiraf ettiğin için teşekkürler. Gittiğin için teşekkürler. Kanıtı kendi elinle gönderdiğin için teşekkürler. Ve beni kendimi savunamayacak kadar sıkıcı sandığın için teşekkürler. Evime baktım. Gerçek evime. Parasını benim ödediğim duvarlara. Benim seçtiğim pencerelere. Artık onun anahtarıyla açılmayan kapıya. Ve gülümsedim. Çünkü o sabah polis gerçekten kapımı çalmıştı. Ama karşılarında yıkılmış bir eş bulmamışlardı. Karşılarında kilidi değiştirilmiş bir ev, kapatılmış hesaplar, saklanmış kanıtlar ve yeniden kendisine ait olmaya hazır bir hayat bulan bir kadın vardı. Murat beni Antalya’dan aşağılamak istemişti. Ama sonunda bana gönderdiği şey aşağılanma değil… Özgürlüğümün makbuzu olmuştu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.