Kocam Antalya’dan bana mesaj attı

Birkaç saniye ona baktım. Sonra başımı salladım. — E-posta adresini ver. Verdi. Birbirimize sarılmadık. Film sahnesi gibi bir kadın dayanışması yaşanmadı. Sadece aynı adam tarafından kandırılmış iki kadın, bir evin önünde duruyordu. Ve ikimiz de artık şunu anlamıştık: Düşman her zaman düşman gibi görünmez. Bazen takım elbiseyle gelir. Gülümser. Ve Netflix şifresini seninle paylaşır. Garaj kapısını kapattığımda ev sessizliğe gömüldü. İşte o zaman ağladım. Çok değil. Hayal ettiğim kadar da değil. Yeni takılan kilidin yanında, girişteki zemine oturdum. Ellerim karton ve keçeli kalem kokuyordu. Bu evi tek başına satın alan Ayşe için ağladım. Sonra birinin ona kendi evinde misafir gibi hissettirmesine izin veren Ayşe için. Murat’ın geç geldiği geceler için ağladım. Ve onun sadece yorgun olduğuna kendimi inandırdığım zamanlar için. “Projeler” dediği borçları ödediğim günler için. Ve o mesaj için. “Sen acınacaksın.” Hayır. Acınacak biri değildim. Yorgundum. Fazla güvenmiştim. Ama acınacak durumda değildim. Saat akşam beşte avukatım geldi. Avukat Selin Yılmaz. Elinde siyah bir dosya, kahve ve kolay kolay şaşırmayan insanların ifadesi vardı. Her şeyi okudu. Mesajı. Ekran görüntülerini. Harcamaları. Evlilik kayıtlarını. Güvenlik kamerası görüntülerini. Polis raporunu. Sonra bana baktı. — Eşiniz sadece sadakatsiz değilmiş. — Evet? — Aynı zamanda oldukça beceriksizmiş. — Bu iyi bir şey mi? — Hem de çok iyi. Ertesi gün davaları açtık. Boşanma. Mal ayrılığı işlemleri. Yetkisiz kart kullanımı nedeniyle tazminat talebi. Mülke girişinin engellenmesi için koruyucu tedbir. Ve olası çok eşlilik nedeniyle resmi bildirim. Kelime kulağa eski zamanlardan kalma gibiydi. Sanki eski Türk filmlerinden çıkmıştı. Ama onu resmi bir hukuk belgesinde görünce anladım ki Murat’ın yaptığı şey sadece duygusal bir ihanet değildi. Gerçek sonuçları olan bir eylemdi. Üç gün sonra Elif bana mesaj attı. “Ayşe, seninle görüşmem gerekiyor. Bilmediğin bir şey var.” İlk tepkim mesajı silmek oldu. Zaten yeterince sorun vardı. Ama içimde bir his, felaketin henüz bitmediğini söylüyordu. Ankara’nın Kızılay semtindeki sakin bir kafede buluştuk. Evimden uzakta. Elif makyajsız gelmişti. Gözlerinin altında mor halkalar vardı. Elinde pembe bir dosya taşıyordu. — Tekrar özür dilemek için gelmedim — dedi. — Güzel. Çünkü affetme havasında değilim. Başını salladı. Dosyadan bazı belgeler çıkardı. — Murat sadece düğün için senin kartlarını kullanmadı. Senin vergi numaranı ve banka hesap dökümlerini kullanarak bir şirket adına kredi başvurusu yaptı. Kahve boğazımı yaktı. — Ne şirketi? — Benimle açacağını söylediği bir seyahat acentesi. Bana senin yatırım ortağı olduğunu söyledi. Her şeyden haberin olduğunu, sadece göz önünde olmayı sevmediğin için adının görünmesini istemediğini anlattı. Gözlerimi kapattım. Benim o “sessiz ve mütevazı” karakterim… Her zaman işine yaramıştı. — Herhangi bir belge imzaladın mı? — diye sordum. — Evet. Ama kopyaları bana gönderildiğinde senin imzanı gördüm. Kimliğindeki imzaya hiç benzemiyordu. O zaman araştırmaya başladım. Elif bana bir belge uzattı. Orada benim adım vardı. Taklit edilmiş imzam vardı. Evim, manevi teminat olarak gösterilmişti. Ve gördüğüm rakam kanımı dondurdu. 12 milyon Türk lirası. — Kredinin tamamı onaylanmadı — dedi Elif aceleyle. — Ama bir kısmı serbest bırakıldı. Murat parayı iki hafta önce aldı. Kahve fincanını iki elimle sıktım. — O para nerede? Elif gözlerini kaçırdı. — Sanırım borçlarını kapattı. Ve düğünü finanse etti. Kahkaha attım. Yüksek sesle. Yan masadaki yaşlı bir teyze dönüp bana baktı. — Kusura bakmayın — dedim. — Az önce kendi yerime getirilen kadını, sahte bir krediyle finanse ettiğimi öğrendim. Elif yüzünü elleriyle kapattı. — Daha önce şüphelenmeliydim. — Evet. Ellerini indirdi. — Biliyorum. Onu teselli etmedim. Bu benim görevim değildi. Ama belgeleri aldım. — Bunları getirdiğin için teşekkür ederim. — Daha fazlası var. Bana korkuyla baktı. — Hamileyim. Olduğum yerde kaldım. Bu cümle aramıza düşen yeni bir bombaydı. Ama bu kez patlaması farklı oldu. Kıskançlık hissetmedim. Sadece yorgun bir hüzün. — Çocuk ondan mı? Başını salladı. — Bu yüzden evlendim. Bana bebeği korumak için acele etmemiz gerektiğini söyledi. Senin her şeyi bildiğini, boşanmanın tamamlandığını, sadece son imzaların kaldığını anlattı. Pencereye baktı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.