Kocam havalimanındayken pasaportunu evde unuttuğunu söyledi

Gözlerimi kapattım. Parçalar birleşmeye başlıyordu. Son aylarda Koray’ın dalgınlığı, gece geç saatlerde başka odada yaptığı telefon konuşmaları, kredi kartı ekstrelerini benden saklaması… Ben bunları iş stresi sanmıştım. “Anne, dosyayı aldın mı?” “Dosyayı almadım, hiçbir şeyi yerinden taşımadım. Sadece fotoğraf çektim. Sonra pasaportu da bıraktım, çünkü önce senin ne yapacağını bilmen gerekiyordu. İstersen burada kalıp seni beklerim.” Telefonu kapatırken ellerim buz gibiydi. Koray geri döndü. “Ne dedi?” Derin bir nefes aldım. “Anne birazdan arayacak. Sanırım evde başka bir çekmeceye de bakıyormuş.” Koray’ın yüzü gerildi. “Bengi, annene bu kadar zahmet verdik, hiç gerek yoktu. Bence dönelim.” “Evet,” dedim. “Dönelim.” Arabayla eve giden yol hayatımın en uzun yoluydu. Koray direksiyondaydı. Ben ise camdan dışarı bakıyor, onun konuşmasını dinliyor gibi yapıyordum. “Biliyorsun,” dedi, “zaten son zamanlarda ikimiz de çok yorulduk. Belki tatili ertelemek daha iyi olur.”“Belki,” dedim kısa kısa. Eve vardığımızda annem salonda beni bekliyordu. Koray kapıdan girer girmez yapay bir gülümsemeyle ona teşekkür etti.“Size zahmet oldu Şehnaz Hanım.” Annem sakin bir yüzle, “Sorun değil,” dedi. “Pasaportunu da buldum.” Koray hemen yatak odasına yönelmek istedi. Annem göz ucuyla bana baktı. Artık susamayacağımı anladım. “Koray, önce konuşacağız.” Adımları durdu. Yavaşça arkasını döndü. “Neyi konuşacağız?” Telefonumu açtım ve annemin gönderdiği fotoğrafı önüne tuttum. Yüzündeki renk çekildi. “Bu nedir?” diye sordum. Bir süre sessiz kaldı. Sonra beklediğim inkâr gelmedi. “Bengi, sandığın gibi değil.” “O zaman anlat.” Koray kanepeye oturdu. Elleri birbirine kenetlenmişti. “Yaklaşık sekiz aydır ciddi borçlarım var.”Annem sertçe nefes verdi ama araya girmedi. Koray başını öne eğdi. “Geçen yıl arkadaşımın işine kefil gibi destek oldum. Sonra o iş battı. Kredi kartlarıyla kapatmaya çalıştım. Birini ödemek için diğerine yüklendim. Sonunda işin içinden çıkamadım.”“Bana neden söylemedin?” “Çünkü utandım. Senin gözünde başarısız görünmek istemedim.” “Peki bu evraklar? Benim sahte imzam?” Gözlerini kapadı. “Danıştığım aracı kişi, işlemler hızlansın diye senin de haberdar olduğunu gösteren bazı kâğıtlar hazırladı. Ben imza kısmını görünce durdurmalıydım. Durdurmadım. Bu benim en büyük hatam.” “Hatadan fazlası bu, Koray.” dedim. “Bu düpedüz yalan.” Annem o anda söze girdi. “Ve kızımın annesini eve sokmak istememenin sebebi buydu.” Koray başını kaldırmadı. “Evet. Pasaportu gerçekten unutmuşum. Çekmecedeki dosyayı hatırlayınca kendim gidip almak istedim. Şehnaz Hanım’ın gitmesini hiç istemedim. Sen evrakları görmeden seyahate çıkarsak tatilde aracıyla yazışır, dönüşte işlemleri tamamlamanın yolunu bulurum diye düşündüm.”İçimde bir şey kırıldı. Unutulan pasaport, son anda kendi gitme ısrarı, havalimanındaki huzursuzluğu… Hepsi buydu. “Satmayı planladığın ev hangisi?” diye sordum. “Benim üzerime olan ev.” dedi. “Evlilikten önce aldığım daire. Onu satıp bütün borçları kapatmayı düşünüyordum.” “Öyleyse neden benim imzam gereken bir evrak hazırlatıldı?”Çünkü dosyayı toparlayan kişi bazı süreçlerde eşin bilgisinin olduğuna dair bir beyan olmasının işleri kolaylaştıracağını söyledi. Gerçek bir devir tek başına bununla olmaz, bunu biliyorum. Ama yine de buna izin vererek çok yanlış yaptım.”Titreyen sesimle konuştum. “Beni uçağa bindirip bunları saklamayı planladın.” Koray gözlerime baktı. “Evet. Korkakça davrandım.” O gece annem bende kaldı. Koray misafir odasına geçti. Ben sabaha kadar neredeyse hiç uyumadım. Öfkem kadar acım da büyüktü. Çünkü sevdiğim adamın bana kurduğu şey yalnızca bir yalan değildi; beni kendi hayatımdan bilinçli olarak uzak tutmaya çalışmıştı. Ertesi sabah annem kahvaltı masasında net konuştu. “Kızım, bu iş kulaktan dolma laflarla çözülmez. Evrakların ne olduğunu bilen biri görmeli.” Haklıydı. Öğlene doğru üniversiteden eski arkadaşım olan avukat Bade’le görüştüm. Ona her şeyi anlattım. Dosyaların fotoğraflarını ve evde bulduğumuz diğer belgeleri dikkatle inceledi. Koray da çağrılınca geldi; artık saklayacak hâli kalmamıştı.Bade son derece temkinli konuştu. “Şu an gördüklerim, tamamlanmış bir satıştan çok borç kapatmak için yürütülen hazırlıklara ve bazı başvuru evraklarına benziyor. Buradaki imzanın Bengi’ye ait olmadığı söyleniyor. Devredilmiş bir eve ilişkin belge de görmüyorum. İddiayı ve belgelerin kullanılıp kullanılmadığını incelemeliyiz. Öncelik, hangi kuruma ne verilmiş, ne aşamada, onu netleştirmek.”Onun bu sakinliği bana güç verdi. O gün ilk kez yalnız olmadığımı hissettim. Koray, Bade’in soruları karşısında bütün tabloyu anlattı. Toplam borcun düşündüğümden yüksek olduğunu, birkaç ödeme tarihini kaçırdığını, sonra panikleyip yanlış kişilere danıştığını söyledi. Bir ara kendi arabasını satmış ama yetmemişti. Bana söylememek için düğümün büyümesine izin vermişti.“Ben senden yardım istemekten değil,” dedi bana bakarak, “senin bana duyduğun güveni kaybetmekten korktum.” “Ve tam da bunu yaptın,” dedim. Sonraki iki hafta, hayatımın en yorucu ama en berrak günleri oldu. Koray bütün hesap dökümlerini çıkardı. Bade hangi belgenin ne olduğunu tek tek ayırdı. Annem arada çay getirip sessizce yanımda oturdu. Ben de ilk kez eşimin kurduğu karanlık köşelere ışık tuttum. Borç vardı, evet. Ama çözülmeyecek kadar korkunç değildi. Korkunç olan, yalanın kat kat büyümesiydi. Koray, işin başında bana gerçeği söylese birlikte bir plan yapabileceğimizi ikimiz de artık görüyorduk. Bir akşam herkes gittikten sonra salonun ortasında yalnız kaldık. “Benden ne istiyorsun?” diye sordu. Uzun süre düşündüm. “Önce dürüstlük.” dedim. “Sonra da zamana saygı. Ben bir gecede hiçbir şeyi unutamam.” Başını salladı. “Haklısın.” O seyahate hiç gitmedik. Onun yerine hayatımızın enkazını toplamaya başladık. Koray, borçla ilgili bütün görüşmeleri benim bilgim dışında yapmamaya söz verdi. Evlilikte ortak güveni zedeleyen ne varsa masaya koydu. Bade’in yönlendirmesiyle gerekli itirazlar ve düzeltmeler yapıldı; benim rızam varmış gibi görünen evrakların kullanılmaması için gerekli bildirimler verildi. Sürecin nasıl işleyeceğini profesyoneller takip etti, ben de ilk kez kenarda değil, bilginin tam ortasında durdum.Annem bir akşam sofrada gülümseyerek, “Ben pasaport almaya gitmesem bunların hepsi aylarca gizli kalacaktı,” dedi.Ben de acı bir tebessümle, “Evet,” dedim, “ama sen yalnızca pasaportu değil, gözümü de açtın.” Koray o söz üzerine başını eğdi. Sonra dürüstçe, “Şehnaz Hanım, size kızgındım çünkü gerçek ortaya çıkmasın istiyordum,” dedi. “Şimdi bunun için de özür diliyorum.” Annem sert biri değildi ama kolay da yumuşamazdı. “Özrün bende değil, kızımın kalbinde karşılık bulursa bir anlamı olur.” dedi. Aylar geçti. Her şey masalsı biçimde düzelmedi. Güven cam gibidir; bir kez çatladı mı izi kalır. Ama Koray ilk kez sözle değil, davranışla çabalamaya başladı. Harcamalarını şeffaflaştırdı, borçları nasıl kapatacağını saklamadı, beni hiçbir konuşmanın dışında bırakmadı. Ben de kendi sınırlarımı koydum. Ne hissettiğimi susturmadım, anlamadığım hiçbir kâğıdı imzalamadım, içime sinmeyen hiçbir şeyi geçiştirmedim. Bir pazar günü annem bize geldiğinde mutfakta çay koyarken bana sessizce baktı. “İyi misin?” diye sordu.Pencereden salona baktım. Koray, kırık dökük duygularımıza rağmen yeniden güven inşa etmeye çalışan bir adam gibi koltuğun kenarında oturuyordu. “Eskisi gibi değilim,” dedim. “Ama daha uyanığım. Belki bu da bir iyilik.” Annem elimi sıktı. “Bazen bir fotoğraf insanın hayatını değiştirir.” Haklıydı. O gün havalimanında açtığım fotoğraf sadece kırmızı dosyayı göstermemişti. Evliliğimin üstüne örtülmüş sessizliği de açmıştı.Şimdi geriye dönüp baktığımda en çok şunu biliyorum: Beni kurtaran şey, annemin zamanında gördüğü ayrıntı ve bana fısıldadığı o uyarıydı. Çünkü sevgi bazen birini rahatlatan söz değildir; gerçeği sakince ama cesaretle göstermektir. Pasaport gerçekten unutulmuştu. Ama asıl kaybolmak üzere olan şey benim güvenimdi. Onu son anda yakaladım. Ve bir daha kimsenin, en çok sevdiğim insan bile olsa, beni kendi hayatımın gerçeğinden uzak tutmasına izin vermemeye karar verdim.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.