Kocam Yatağa Dokunmama İzin Vermiyordu
Olduğum yerde donup kaldım. Daniel’ın sesi sadece yüksek değildi. Korkutucuydu. Sanki yatağa değil de saklamaya çalıştığı bir mezara dokunmuşum gibi davranmıştı. “Elimi bile sürmedim,” dedim yavaşça. Yüzü bir anda değişti.O öfke gitti, yerine yapay bir sakinlik geldi. “Özür dilerim,” dedi. “Sadece… o yatak pahalıydı. Altındaki mekanizmayı bozmanı istemedim.” Yatağımızın özel üretim olduğunu biliyordum. Ama sekiz yıllık evliliğimizde Daniel’ın hiçbir eşyaya bu kadar tepki verdiğini görmemiştim. O geceden sonra kokuyu tek başıma araştırmaya başladım. Yatak odasının perdelerini yıkadım. Halıyı profesyonel temizlettim. Klima filtrelerini değiştirdim. Duvar diplerine baktım. Prizlerin arkasını bile kontrol ettim. Hiçbir şey. Koku sadece yatağın Daniel’ın tarafında yoğunlaşıyordu. Özellikle geceleri. Özellikle o eve geldikten sonra. Bazen Daniel duş almadan yatağa giriyordu. Ben rahatsız olunca da homurdanıyordu. “İnsanların gerçek problemleri var Rachel. Sen yatak kokusuyla kafayı bozmuşsun.” Belki de gerçekten kafayı bozuyordum. Çünkü zamanla kokudan daha kötü olan bir şey başladı. Daniel’ın davranışları. Telefonunu asla masada bırakmıyordu. Çamaşırlarını kendisi yıkamaya başlamıştı. İş seyahatlerinden döndüğünde valizini hemen garaja götürüyor, ertesi sabah “ofise uğramam gerek” diyerek ortadan kayboluyordu. Ve her seferinde yatağa benden önce girip kendi tarafında bir süre oyalanıyordu. Bir gece uyuyor numarası yaptım. Daniel’ın banyodan çıktığını duydum. Sonra dolabın açıldığını. Ardından yatağın yanında hafif bir sürtünme sesi geldi. Gözlerimi aralamaya cesaret edemedim. Ama hissettim. O koku yine yükseldi. Daha ağır. Daha keskin. Midemi bulandıracak kadar yakın. Ertesi sabah yatağı kontrol etmek istedim. Daniel yine karşımda belirdi. “Neden sürekli aynı şeyi yapıyorsun?” dedi. “Çünkü bu koku normal değil.” “Sen normal değilsin Rachel.” O cümle beni susturdu. Çünkü insanı bağırarak değil, şüpheye düşürerek de yıkabilirsiniz. O günden sonra ona koku hakkında bir şey söylemedim. Ama not almaya başladım. Hangi gün geldi. Hangi gün koku arttı. Hangi gece valiziyle eve girdi. Hangi sabah erkenden çıktı. Bir defterin arkasına küçük küçük yazdım. Üç hafta sonra tablo netleşti. Daniel ne zaman Austin’e “iş seyahatine” gitse, koku geri geliyordu. Ne zaman evde birkaç gün kalsa, koku azalıyordu. Bir cuma sabahı telefonuna bir mesaj geldi. Ben mutfakta kahve yapıyordum. Telefon masanın üzerinde titredi. Ekranda sadece iki kelime gördüm: “Bu gece.” Gönderenin adı kayıtlı değildi. Sadece bir harf vardı. M. Daniel telefonu öyle hızlı aldı ki kahvesini devirdi. “Kim?” diye sordum. “İşten.” “İsim neden yok?” Bana uzun uzun baktı. Sonra güldü. Ama gülüşünde sıcaklık yoktu. “Artık mesajlarıma da mı hesap soruyorsun?” O an kavga etmedim. Çünkü artık cevabı bilmek istiyordum. Tahmin etmek değil. Bilmek. Pazartesi sabahı Daniel Austin’e üç günlük bir seyahate çıkacağını söyledi. Valizini hazırlarken gömleklerini tek tek katladı. Ama yatağa kimse yaklaşmasın diye kapıyı arkasından kapattı. Giderken beni yanağımdan öptü. “Bu hafta kendini yorma,” dedi. “Ve lütfen o yatağa dokunma.” Gözlerimin içine bakarak söyledi bunu. Sanki tehdit değildi de rica gibi. Ama ben o an kararımı vermiştim. Arabası garajdan çıkıp sokaktan kaybolur kaybolmaz, yatak odasına girdim. Kapıyı kilitledim. Pencereleri açtım. Eldiven taktım. Ve yatağın Daniel’ın tarafını kaldırdım. İlk bakışta hiçbir şey görünmüyordu. Sadece kalın kumaş kaplama. Temiz dikişler. Pahalı, kusursuz bir yatak. Ama sonra fark ettim. Yan dikişlerden biri diğerlerinden farklıydı. Çok ince. Çok dikkatli kapatılmış. Ama yeni. Kalbim göğsümün içinde deli gibi atmaya başladı. Makası aldım. İlk kesik küçük oldu. Sadece birkaç santim. Ama o anda koku dışarı fırladı. O kadar güçlüydü ki geriye sendeledim. Elimi ağzıma kapattım. Gözlerim yaşardı. Koku artık yataktan gelen belirsiz bir rahatsızlık değildi. Çürümüş, ekşimiş, kimyasalla karışmış korkunç bir şeydi. Bir süre nefes alamadım. Sonra kendimi zorladım ve kumaşı biraz daha kestim. İçinden önce siyah bir poşet göründü. Sonra bir tane daha. Küçük. Sıkıca bantlanmış.