Üçüzler ve intikam hikayesi
Eski kocam beni “ona bir çocuk veremediğim” gerekçesiyle boşamıştı, sonra da sırf herkesin önünde beni küçük düşürmek için utanmadan düğününe davet etti. “Gelmen gerekiyor,” diyerek alay etti. “O şimdiden hamile. Senin gibi değil.” Ben de yüzümde bir gülümsemeyle gittim—yanımda milyarder kocam ve üçüzlerimiz vardı. Fakat onun kısırlığı ve nişanlısının karnındaki bebekle ilgili gerçek konukların önünde patlak verdiğinde, düğün kimsenin hayal bile edemeyeceği bir felakete dönüştü… Davetiye, hakaret gibi hissettirecek kadar ağır, kalın beyaz bir zarf içinde geldi. Eski kocamın adı, ben on yıllık evliliğimi bitiren imzayı atarken mahkeme salonunda bana gülümseyen kadının adının yanında, altın yaldızlarla basılmıştı. Onu doğrudan ateşe atmalıydım. Bunun yerine, üç küçük çocuğum savaşa hazırlanan minik savaşçılar gibi yüzlerine çilek reçeli sürerken, mutfak tezgahında oturup zarfı açtım.“Anne üzgün?” diye sordu Kaan, elindeki yapış yapış kaşığı bana doğru kaldırarak. Davetiyeye tekrar baktım. Rıza Karaca ve Vildan Aksoy, şereflendirmenizi diler… Daha gülememeden telefonum çaldı. Rıza. Açtım, çünkü bazı hayaletler üzerlerine mezar kapanmadan önce kilidin tıkırtısını duymayı hak ederdi. “Ebru,” dedi pürüzsüz bir sesle, sesinde hâlâ o tanıdık zehri taşıyordu. “Davetiyeyi aldın mı?” “Evet.” “Gelmek zorundasın.” “Hiçbir şey yapmak zorunda değilim.” Hafifçe güldü. “Hâlâ dramatiksin. Hadi ama. Bu konuyu tamamen kapatmana yardımcı olur.” Sonra ses tonu zalimce bir heyecanla keskinleşti. “Vildan şimdiden hamile. Senin gibi değil.” Kafamın içi bir anda sessizleşti. Yıllarca Rıza, annesinin bana "kusurlu" demesine izin vermişti. Doktorlar beni muayene ederken, ölçüp biçerken, bana acırken tüp bebek merkezlerinde yanımda oturmuştu. Elimi sıkıp “Bunu birlikte atlatacağız,” diye fısıldamış, sonra eve gidip ona bir varis veremediğim için bardakları duvarlara fırlatmıştı. Beni terk ettiğinde herkese, babalık hayalini mahvettiğimi söylemişti. Çocuklarıma baktım. Mina yan odada bakıcının omzunda uyuyordu. Kaan ve Kerem son muz için kavga ediyorlardı. Milyarder bir yatırımcı ve bugüne kadar sevdiğim en sakin ama en tehlikeli adam olan kocam İskender Soykan, kapı eşiğinde sessizce durmuş, dinliyordu. Rıza konuşmaya devam etti. “İçerleme Ebru. Güzel bir şeyler giy. Ağlamamaya çalış.” Yavaşça gülümsedim. İskender’in gözleri karardı. “Geleceğim,” dedim. Rıza duraksadı. Gözyaşı beklemişti. Öfke. Yalvarma. Reddetme. Kabul etmem dışında her şeyi. “Güzel,” diye cevap verdi dikkatlice. “Eğitici olacak.” Telefon kapandığında İskender bana doğru yürüdü. “Emin misin?” Davetiyeyi tezgahın üzerinden ona doğru kaydırdım. “Bir seyirci kitlesi istiyor.” İskender karta göz attı, sonra üçüzlerimize baktı. “O zaman ona istediğini verelim.” Parmaklarımı dizüstü bilgisayarımda saklı duran o klasörün üzerine koydum. Rıza’nın hakkında hiçbir şey bilmediği o klasöre. Tıbbi dosyalar. Banka kayıtları. Bir özel dedektif raporu. Vildan’ın evlenmeden önceki soyadıyla açılmış bir doğum öncesi DNA testi talebi. İki yıl boyunca sessiz kalmıştım. Zayıf olduğum için değil. Yıkıldığım için de değil. Sadece doğru yeri ve zamanı bekliyordum. And Rıza, o yeri benim için az önce ayırtmıştı….