Kocasının cenaze ateşi daha yeni sönmüşken, dul kadın üç kayınbiraderini yanına aldı

BÖLÜM 1 Kocası Kemal’in cenazesi toprağa verileli daha birkaç saat olmuştu, ama avluda oturan akrabalar Elif’e öyle bakıyordu ki, sanki en büyük günahı kocasını kaybetmesi değil de onun üç küçük kardeşini yanına almasıydı. İstanbul’un Fatih ilçesindeki eski bir mahallede, dar sokakların arasındaki o gün her evin penceresi yarı aralıktı. Beyaz başörtüsü içinde 25 yaşındaki Elif’in gözleri şişmişti ama sesi taş gibi sakindi. Kocası Kemal, bir inşaat kazasında hayatını kaybetmişti. Geride ne çocuk vardı ne de düzgün bir birikim. Sadece Kemal’in üç küçük kardeşi kalmıştı: Mert, Deniz ve Eren. Üçünün de gözlerinde dünya üzerlerine kapanmış gibi bir korku vardı. Büyük yenge eteğini düzelterek konuştu: “Yavrum, en doğrusu baba evine dönmen. Bu çocuklar senin özün değil.” Bir başkası ekledi: “Gençsin, yeniden evlenirsin. Üç yabancı çocuk için hayatını yakma.” Elif yerde oturan Eren’e baktı. 7 yaşındaki çocuk, abisinin eski saatini sıkı sıkı tutup uyuyakalmıştı. 12 yaşındaki Deniz duvara yaslanmış, sessizdi. 15 yaşındaki Mert ise dişlerini sıkarak her şeyi dinliyordu. Elif çok sakin bir sesle dedi ki: “Eğer onların kimsesi yoksa… artık ben varım.” O cümleyle odadaki hava değişti. Kimileri onu saf dedi, kimileri inatçı. Akraba ziyaretleri o gün kesildi. Baba evinden de “Bu yük seni ezer” mesajı geldi. Mahalle kadınları fısıldaştı: “Bak göreceksiniz, büyüyünce onu unutacaklar.” Elif hiçbirine cevap vermedi. Ertesi sabah Kemal’in fotoğrafının önünde kandil ışığı yakıp çalışmaya başladı. Bir terzinin yanında dikiş dikiyor, geceleri gözleri kapanana kadar çalışıyordu. Akşamları kazandığı parayı üç çocuğun okuluna, kitaplarına, sütüne bölüyordu. Kendisi çoğu zaman sadece ekmekle çay içiyordu ama sofrada onların tabağı eksik olmazdı. Mert derslerinde çok başarılıydı. Elif, gece yarılarına kadar çalışıp onun dershanesini ödüyordu. Deniz hesap kitap işlerinde iyiydi, eski defterlerin arkasına notlar alıyordu. Elif ona hep “Bir gün kendi işini kuracaksın” diyordu. Eren ise hastanelerden korkuyordu ama doktor olmak istiyordu; çünkü babasının cenazesinde ambulans çok geç gelmişti. Elif onlara hiç “iyilik yaptım” demedi. O, mahalleye göre anne değildi ama her şeyiyle anne gibi yaşıyordu. Yıllar geçti. Mert mühendislik okumaya gitti. Deniz ticaret okumaya başladı. Eren tıp fakültesi için başka şehre taşındı. Ev ilk kez tamamen boş kalınca Elif, Kemal’in fotoğrafına bakıp gülümsedi: “Bak Kemal… uçmayı öğrendiler.” Başta telefonlar geldi, sonra azaldı, sonra sadece bayram mesajlarına döndü. En sonunda o da kesildi. Mahalle yeniden konuşmaya başladı: “Demiştik zaten… yabancıydılar.” “Bunca emeğin sonu bu mu?” “Elinde dikiş makinesiyle kalakaldı.” Elif her seferinde kapıyı kapatıp makinesinin başına oturdu. Sonra bir sabah, Mevlid Kandili’nden sonraki gün, Elif avluda kurumuş fesleğen yapraklarını toplarken dışarıdan üç siyah lüks araba sessizce sokağa girdi. Mahalle bir anda sustu. Ve ilk arabanın kapısı açıldığında, Elif’in elindeki dua tepsisi yere düştü.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.