Milyarder Damat, Garson Kızın Kolundaki Eski Bilekliği Görünce Nikahı Durdurdu

Duru sanki tokat yemiş gibi geri çekildi. “Kızını mı verdin?” dedi Kaan. “Ben insan değil miyim? Pazarlık masası mıyım?” Ertan cevap vermedi. Çünkü artık maske düşmüştü. O an nikâh salonunda herkes aynı şeyi anladı. Bu düğün sadece iki insanın evliliği değildi. Ertan Yalçıner’in yıllar önce kaybettiği kontrolü yeniden kazanma planıydı. Kaan Robles değil, Kaan Arslan’dı artık. Holding sahibiydi. Gazetelerden tanınan bir adamdı. Ertan’ın şirketleri son yıllarda bataktaydı. Bu evlilik, onun için aşk değil, kurtuluş anlaşmasıydı. Ve Zeynep’in kızı, o anlaşmanın yapıldığı otelde tepsi taşıyordu. Kaan mektubun son sayfasını açtı. “Eğer bir gün Eylül seni bulursa, ona kızma. Ben ona senin kötü biri olduğunu söylemedim. Sadece bir gün gerçeğin onu bulacağını söyledim. Çünkü insanın kökü yalanla saklanamaz. Ben seni sevmiştim Kaan. Ama kızımı daha çok sevdim. Eğer geç kaldıysan, yine de ona geç kalma.” Kaan’ın gözlerinden yaş aktı. Kendi düğününde. Üç yüz kişinin önünde. Hiç saklamadan. Eylül’e döndü. “Baban olduğumu biliyor muydun?” Eylül başını iki yana salladı. “Emin değildim. Annem adınızı söyledi. Ama sizin bize bakmayacağınızı sandım. Ben bugün burada çalışmaya gelmiştim. Sizi görmek için değil.” “Bu otelde çalıştığını kim biliyordu?” Eylül kaşlarını çattı. “Ajans gönderdi.” Otel müdürü araya girdi. “Garson ekibi dış ajansla geldi efendim. Listeyi organizasyon şirketi verdi.” Kaan yavaşça Duru’ya baktı. “Organizasyonu kim yaptı?” Duru ağlayarak: “Babam,” dedi. Ertan sertçe konuştu. “Bu kadar saçmalık yeter. Bir garsonun kolundaki takıyla düğün iptal edilmez.” Kaan’ın sesi alçaldı. Ama artık salondaki herkes duyacak kadar sessizlik vardı. “Bu düğün iptal edildi. Sadece düğün değil. Yalçıner Grubu’yla yapılacak bütün anlaşmalar da.” Ertan’ın yüzü ilk kez gerçekten değişti. “Kaan, düşünerek konuş.” “Yirmi üç yıl düşündüm,” dedi Kaan. “Bugün yetti.” Sonra güvenliğe döndü. “Kimse Eylül’e dokunmayacak. Kimse onu dışarı çıkarmayacak. Ve bu salondaki bütün kamera kayıtları hemen korunacak.” Duru ona yaklaştı. “Kaan, lütfen. Ben seni sevdim.” Kaan ona baktı. Belki bir yerinde acıdı. Ama acı, güveni geri getirmiyordu. “Bana gerçeği bilerek mi geldin?” Duru ağlamaktan konuşamadı. “Baban Zeynep’i biliyor muydu?” “Evet.” “Sen ne zaman öğrendin?”Duru gözlerini kapattı. “Altı ay önce.” Kaan bir adım geri çekildi. “Ve sustun.” “Düğün bozulmasın diye…” “Benim hayatım bozulmuştu zaten Duru. Sen sadece kendi düğünün bozulmasın diye sustun.” Bu cümleden sonra Duru yere baktı. Artık gelin değildi. Sadece korktuğu için susmuş bir kadındı. Belki babasının gölgesinde büyümüş, onun gibi hesap yapan birine dönüşmüştü. Ama bu, gerçeği değiştirmiyordu. Nikâh memuru dosyasını kapattı. Orkestra tamamen sustu. Gazeteciler kapının önünde toplanmaya başladı. Kaan, Eylül’e doğru döndü. “Buradan çıkmak ister misin?” Eylül ürkekçe baktı. “İşimi kaybederim.” Kaan’ın içi parçalandı. Kız, hayatının en büyük sırrının ortasında bile işinden kovulmayı düşünüyordu. “İşin benim sorumluluğumda,” dedi. “Ben yardım istemedim.” “Biliyorum.” “Ben para da istemiyorum.” “Bunu da biliyorum.” “Ben sadece… annemin yalan söylemediğini bilmek istiyorum.” Kaan’ın sesi kırıldı. “Yalan söylememiş.” Eylül gözyaşını tutamadı. O an, Kaan ona sarılmak istedi. Ama yapmadı. Çünkü baba olmak, yıllar sonra ortaya çıkıp bir çocuğun alanını sahiplenmek değildi. Önce onun izin verdiği kadar yaklaşmaktı. “Annenin mezarına gidebilir miyim?” diye sordu. Eylül uzun süre sustu. Sonra başını salladı. “Bir gün.” O gece düğün dağılmadı. Patladı. Davetliler fısıldayarak çıktı. Sosyal medya çoktan görüntülerle dolmuştu. “Ünlü iş insanı nikâhı durdurdu.” “Garson kızın bilekliği düğünü bozdu.” “Yalçıner ailesinde skandal.” Ama hiçbir başlık, Kaan’ın o gece yaşadığı şeyi anlatamazdı. Çünkü herkes skandalı konuşuyordu. O ise yirmi üç yıl önce elinden alınan bir hayatı düşünüyordu. Ertesi gün Kaan’ın avukatları harekete geçti. Zeynep’in eski mektupları araştırıldı. Şirket binasının eski güvenlik kayıtları yoktu ama resepsiyon defterlerinden, yıllar önce “Zeynep Vardar” adına yapılmış bir giriş talebi bulundu.Üstelik aynı gün, Ertan Yalçıner’in şirket güvenliğini aradığına dair iç yazışmalar da arşivdeydi. Kaan’ın eski adresine gönderilen mektupların bazıları gerçekten geri dönmüştü. Bazıları ise kaybolmuştu. Daha sonra ortaya çıktı ki, o dönem Kaan’ın ofis işlerini yöneten kişi Ertan’ın adamıydı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.