Milyoner, eski eşini bir bankta 3 bebekle uyurken buldu
BÖLÜM 1 O pazar günü Emre Yıldırım, annesi Fatma Hanım’la Emirgan Korusu’nda yürümeyi ancak kabul etmişti; çünkü annesi haftalardır ona “Artık benimle bir kahve içmeye bile vaktin yok” diye sitem ediyordu. 34 yaşındaki Emre, İstanbul’un en büyük teknoloji şirketlerinden birinin sahibiydi. Adı dergilerde, podcastlerde ve iş dünyası konferanslarında sık sık geçiyordu. Şoförü vardı, Levent’te lüks bir rezidansta penthouse dairesinde yaşıyordu ve ajandası o kadar doluydu ki, sessizlikleri bile planlanmış gibiydi. Fatma Hanım yanında yürüyordu; koyu renk gözlükleri, pahalı çantası ve asla fikir söylemek için izin almayan o soğuk zarafetiyle. —Yalnızlaşıyorsun oğlum —dedi—. Bu kadar para, aile yoksa hiçbir işe yaramaz. Emre kuru bir gülümsemeyle karşılık verdi. —Ailem var anne. Sen varsın. Ama bunu derken bile içinde bir şey tuhaf şekilde duraksadı. Bir bankın yanında, yaşlı çınarların gölgesinde, eski bir montun içine kıvrılmış bir kadın uyuyordu. Yanında üç bebek vardı. Biri mavi bir battaniyeye sarılmıştı, biri sarıya, diğeri ise solmuş pembe bir örtüye. Yanlarında yırtık bir bebek çantası, iki boş biberon ve içi ucuz bezlerle dolu bir market poşeti duruyordu. Emre’nin göğsüne sert bir darbe indi. Bu acıma değildi. Korkuydu. Yavaşça birkaç adım attı, sanki bedeni zihninden önce hatırlıyordu. Kadın kıpırdandı. Saçları yüzünü araladı. Ve Emre olduğu yerde dondu kaldı. Zeynep’ti. Zeynep Karaca. Bir zamanlar kiralık bir evde yaşayan, sokak aralarındaki küçük lokantalardan hesaplı yemek yiyen gençlik aşkı. Dört yıl önce hiçbir açıklama yapmadan hayatından kaybolan kadın. Emre onu uzun süre sessizce suçlamıştı; onu terk edenin korkak, çıkarcı ve zorluklara dayanamayan biri olduğuna inanmıştı. —Olmaz… —diye mırıldandı. Fatma Hanım da kadını görmüştü. Ama onun tepkisi şaşkınlık değildi. Korkuydu. Yüzü bembeyaz kesildi, çantasını sanki içindeki bir sır dökülecekmiş gibi sıkıca kavradı. Emre bu hareketi fark etti. —Anne… bunu biliyor muydun? Fatma Hanım cevap vermedi. Bebeklerden biri elini oynattı. Başparmağının yanında küçük bir ben vardı. Emre’nin nefesi kesildi. Onun da aynı bende vardı. Babasının da… Bebeklere baktı. Zeynep’e baktı. Sonra gözlerini annesine dikti. —Gerçeği söyle. Bunlar benim çocuklarım mı? Fatma Hanım ağlamaya başladı. Ne zarif bir hanımefendi gibi… Ne de güçlü bir kadın gibi… Kendi yalanının altında ezilen biri gibi ağlıyordu. —Evet Emre… onlar senin çocukların. Emre geri çekildi, yüzü bembeyaz oldu. —Ne yaptın sen? Fatma Hanım gözlerini yere indirdi. —Zeynep senden gitmedi… ben onu hayatından zorla çıkardım.