Oğlum Gece Yarısı
Maya bana baktı. Gözlerinde hem umut hem korku vardı. “Size söylemek istedim. Defalarca. Ama kanıtım yoktu. Ve o bana kimsenin bana inanmayacağını söyledi. ‘Sen sadece dadısın,’ dedi. ‘Ben onun karısıyım.’” İçimdeki utanç büyüdü. Çünkü Vivian haklıydı. O ana kadar Maya bana gelip söylese, belki ona hemen inanmazdım. Belki Vivian’ı savunurdum. Belki “yanlış anlamışsındır” derdim. Bu düşünce midemi bulandırdı. “Bana her şeyi anlat,” dedim. Maya derin bir nefes aldı. Başlangıç küçükmüş. Vivian çocukların oyuncaklarını kırdığında onları suçluyormuş. Yemek yemediklerinde tabaklarını önlerinden alıyormuş. Ben işteyken saatlerce odalarına göndermiş. Caleb ağladığında, “Erkek çocuklar böyle mızmızlanmaz,” deyip onu karanlık çamaşır odasına kapatmış. Ethan kardeşinin arkasından ağladığında ona da aynı şeyi göstermiş. “Babanız çok meşgul,” dermiş. “Beni üzerseniz sizi kim koruyacak?” Maya ilk kez karşı çıktığında Vivian gülmüş. “Bu evde maaş alan sensin. Haddini bil.” Ama Maya susmamış. Çocukların moraran bileklerini fotoğraflamış. Caleb’in dolapta kaldıktan sonra çizdiği resimleri saklamış. Ethan’ın titreyerek anlattığı bazı şeyleri not etmiş. “Bunları neden polise vermedin?” diye sordum. Maya gözlerini yere indirdi. “Verdim sanırım çocukların sizden alınmasına sebep olurum diye korktum. Vivian Hanım da bunu söyledi. ‘Sosyal hizmetler gelir, çocukları evden alır, bunun sorumlusu sen olursun,’ dedi.” Parmaklarım masanın üzerinde kasıldı. Vivian çocuklarımı sadece korkutmamıştı. Onları seven tek insanlardan birini de korkuyla susturmuştu. Maya çantasından küçük bir şey çıkardı. Polisler kontrol ederken fark etmemiş olmalıydı. Küçük, pembe bir oyuncak anahtarlıktı. “Bu Caleb’in eski oyuncaklarından. İçinde ses kaydı var. Ben almak istemedim. Ethan verdi. ‘Maya, annem sana inanmazsa bunu babama ver,’ dedi.” O an boğazım düğümlendi. Altı yaşındaki oğlum kendini korumak için delil toplamıştı. Ben neredeydim? Marcus aynı gün malikaneye geldi. Vivian’a güvenlik sisteminde rutin bakım yapılacağını söyledim. O ise bana kahvaltı masasında hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi. “Maya konusu moralini bozdu biliyorum,” dedi. “Ama böylesi daha iyi. O kadın çocuklara fazla bağlanmıştı. Sınırını bilmiyordu.” Ethan kaşığını düşürdü. Caleb sandalyede küçüldü. Ben Vivian’a baktım. Yıllardır aynı masada oturduğum kadına. Şık. Soğukkanlı. Kontrollü. Ve artık ilk kez, o kontrolün arkasındaki karanlığı görüyordum. “Sınırını bilmiyor muydu?” dedim. Vivian kahvesinden bir yudum aldı. “Bazı çalışanlar aile olduklarını sanmaya başlar.” Ethan’ın eli benim elime uzandı. Masanın altında tuttum. “Sence aile olmak ne demek Vivian?” Bir an şaşırdı. Sonra gülümsedi. “Sadakat.” Ben de gülümsedim. Ama içimde bir şey soğudu. “İlginç cevap.” O gün boyunca hiçbir şey belli etmedim. Vivian kuaförüne gitti. Ardından yardım derneği toplantısına. Ben çocukları okula göndermedim. Hasta olduklarını söyledim. Onları terapist bir arkadaşım olan Dr. Lillian Price’a götürdüm. İkisi de başta konuşmadı. Caleb oyuncak dolabının olduğu köşeye bile yaklaşmadı. Ethan ise odanın kapısını hep açık tutmak istedi. Lillian bana bakınca yüzündeki ifade her şeyi söyledi. “Bu çocuklar travma belirtisi gösteriyor,” dedi sonra yalnız kaldığımızda. “Ve yeni değil.” Sanki biri göğsüme taş koydu. “Ben nasıl görmedim?” Lillian’ın cevabı yumuşaktı ama acıttı. “Bazen en sevdiğimiz insanlar hakkında gerçeği görmek, yabancılar hakkında görmekten daha zordur.” O akşam Marcus aradı. “Bay Sterling, güvenlik kayıtlarında boşluklar var.” “Ne demek boşluk?”