On üç yaşındaki oğlum, yeni bir bisiklet almak için

Yerde, şeffaf bir dosyanın içinden kayıp çıkmış eski bir fotoğraf duruyordu. Fotoğrafta eşim, kucağında henüz küçücük olan Tibet'i tutuyordu. İkisinin arkasında ise yıllardır görmediğim, sarı boyalı küçük bir ev vardı.O evi tanıyordum. Üç yıl önce eşimin ölümünden sonra boşaltılan, dere kenarındaki eski mahallemizde bulunan evdi. Fotoğrafın üzerine iliştirilmiş kâğıtta titrek bir el yazısıyla şu cümle yazıyordu: “Babanın iyiliğini unutmadık.” Dizlerimin bağı çözüldü. “Tibet, bunlar ne?” diye fısıldadım. Oğlum ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırdı. Şevket hemen yanımızdaki sandalyeyi çekti.“Önce oturun,” dedi. “Size her şeyi anlatacağız. Ama çocuğunuzun bugün yeniden ne yapmaya kalkıştığını da bilmeniz gerekiyor.” Tibet bir adım öne çıktı. “Şevket abi, söz verdin!” “Sen de bana tek başına oraya gitmeyeceğine söz vermiştin.” Aralarında geçen bu konuşmadan hiçbir şey anlamıyordum. Çantanın yanında küçük bir çocuk montu, kutulanmış ilaç dışı bakım malzemeleri, market fişleri ve üzerinde farklı tarihler bulunan zarflar vardı. Bir zarfın üzerinde “Naciye teyzenin doğalgazı”, diğerinde “Mina'nın okul ihtiyaçları” yazıyordu. Fotoğrafı elime aldım.“Bunlar kimin?” Tibet başını kaldırmadan cevap verdi. “Babaannesiyle yaşayan küçük bir kızın.” “Kimden bahsediyorsun?” “Babamın eskiden yardım ettiği aileden.” Şevket derin bir nefes aldı ve masanın karşısına oturdu. “Altı ay önce Tibet bir gün bana garip bir soru sordu. İnsan çalışıp kazandığı parayla başkalarına yardım edebilir mi, dedi. Önce bisiklet için biriktirdiğini bildiğimden şaşırdım. Sonra bana bir fotoğraf gösterdi.Elimdeki fotoğrafı işaret etti.