On yıl boyunca onunla karısıymışım gibi yaşadım

Sonra okumaya başladı. Ve yüzündeki ifade bir anda değişti. Çünkü karşısında bir ayrılık mektubu yoktu. Başka bir adama ait fotoğraf yoktu. Tehdit de yoktu. Sadece tek bir kâğıt vardı. Ve önümüzdeki birkaç gün içinde yapmayı planladığım şeylerin sıralandığı kısa bir liste. Ozan listeyi iki kez okudu. Ardından on yıldır ilk kez bana, hiçbir yere gitmeyecek bir kadınmışım gibi değil… Gerçekten kaybedebileceği biriymişım gibi baktı. “Sevda… Bu da ne?” Önüne kahvesini koydum. “Sen söyledin,” dedim. “Evlilik sadece bir kâğıt parçasıymış.” Gözlerimin içine baktı. Ama ilk kez verecek bir cevap bulamadı. Asıl şaşırdığı şey ise listenin en altındaki son maddeydi. O satırı okuduğu anda yüzünün rengi değişti. Çünkü o zaman şunu anladı: Ben bu kararı o gece vermemiştim. Sandığından çok daha uzun zamandır sessizce hazırlık yapıyordum. Ve listenin sonundaki o tek cümle, yalnızca ilişkimizin değil, yaşadığımız evin ve ortak kurduğumuzu sandığı hayatın da kaderini değiştirecekti… “Asıl şaşırdığı şey ise listenin en altındaki son maddeydi. O satırı okuduğu anda yüzünün rengi değişti.” Ozan’ın parmaklarının arasındaki kâğıt hafifçe titriyordu. Listenin ilk maddesinde ortak banka hesabındaki kendi paramı kişisel hesabıma aktaracağım yazıyordu. İkinci maddede kredi, elektrik, su ve internet gibi benim üzerime kayıtlı bütün ödemeleri yeniden düzenleyeceğim vardı. Üçüncü maddede evdeki kişisel eşyalarımı ayıracağım yazıyordu. Ama Ozan’ı asıl susturan en alttaki cümleydi: “Cuma günü emlak danışmanıyla görüşülecek. Ev için satış süreci başlatılacak.” Başını yavaşça kaldırdı. “Sen evi mi satıyorsun?” Kahvemden bir yudum aldım. “Satmayı düşünüyorum.” “Ama burası bizim evimiz.” Bu söz ağzından çıktığında istemsizce gülümsedim. “Bizim mi?” Kaşları çatıldı. “Sevda, saçmalama. On yıldır burada yaşıyoruz.” “Doğru.” “Ben bu eve para harcadım.” “Ben de.” “Birlikte yeniledik.” “Evet.” Sesimi hiç yükseltmiyordum. Belki de onu en çok korkutan buydu. Çünkü Ozan beni öfkeli görmeye alışkındı, üzgün görmeye alışkındı, hatta zaman zaman içine kapanmış görmeye de alışkındı. Ama karar vermiş halimi hiç görmemişti. Kâğıdı masaya bıraktı. “Dün gece söylediklerim yüzünden mi bunu yapıyorsun?” “Hayır.” “Nasıl hayır?” “Dün gece söylediklerin sadece bir şeyi netleştirdi.” “Neyi?” Bardağımı masaya bıraktım. “Ben on yıldır bir gelecek kurduğumuzu sanmışım. Sen ise rahat bir hayat sürüyormuşsun.” Ozan sertçe ayağa kalktı. “Bu haksızlık!” “Öyle mi?” “Ben seni sevmedim mi? Bu eve emek vermedim mi? Her gün yanında olmadım mı?” “Oldun.” “O zaman neden bir gecede her şeyi çöpe atıyorsun?” İşte o cümleyi bekliyordum. Başımı kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktım. “Ben bir gecede hiçbir şeyi çöpe atmıyorum, Ozan. Sen on yıldır karar vermemeyi seçiyorsun.” Bir süre konuşamadı. Sonra sesi yumuşadı. “Ben evlilik kurumuna inanmıyorum, hepsi bu.” “Buna saygı duyabilirdim.” “E o zaman?” “Eğer bunu bana on yıl önce söyleseydin.” Yüzündeki ifade değişti. İlk defa gerçekten ne demek istediğimi anlamaya başlamıştı. “Sen bana her seferinde ‘sonra’ dedin. İşler düzelince, tadilat bitince, para birikince… Hiçbir zaman ‘Ben evlenmek istemiyorum’ demedin. Çünkü gerçeği söyleseydin, benim de seçim yapma hakkım olacaktı.” Ozan sustu. Ben devam ettim. “Sen benim beklememi istedin. Ben de bekledim.” “Bunu bilerek yapmadım.” “Sonuç değişmiyor.” O sabah işe gitmedi. Bütün gün evde kaldı. Ben ise hazırlanıp çıktım. Bankaya gittim. Ortak hesaptaki bana ait birikimlerin kayıtlarını aldım. Ardından yıllardır çalıştığım muhasebeciyle görüştüm. Sonra da emlak danışmanına uğradım. Evi hemen satmaya niyetim yoktu. Ama seçeneklerimi öğrenmek istiyordum. Çünkü ilk defa hayatımı Ozan’ın vereceği bir karara bağlamıyordum. Akşam eve döndüğümde salon karanlıktı. Ozan kanepede oturuyordu. Elinde eski bir fotoğrafımız vardı. Eve ilk taşındığımız gün çekilmişti. İkimiz de boya içindeydik, yerde kutular vardı ve gülüyorduk. “Hatırlıyor musun?” diye sordu. “Hatırlıyorum.” “Çok mutluyduk.” “Evet.” “Bunu kaybetmek mi istiyorsun?” Ayakkabılarımı çıkarırken durdum. “Ben bunu zaten kaybetmişim.” Sanki ona tokat atmışım gibi yüzü gerildi. Yanıma geldi. “Bir hata yaptım.” “Hayır, Ozan.” “Elbette yaptım.” “Bir hata on yıl sürmez.” Bu kez cevap veremedi. Ertesi iki gün boyunca tavırları tamamen değişti. Sabah kahvaltı hazırlıyor, işten ne zaman döneceğimi soruyor, köpeğimizi gezdiriyor, sürekli benimle konuşmaya çalışıyordu.