On yıl boyunca onunla karısıymışım gibi yaşadım

Perşembe akşamı eve geldiğimde yemek masasının üzerinde küçük bir kutu gördüm. Kalbim hızlandı. Ama bu kez sevinçten değil. Ozan mutfaktan çıktı. Elinde iki kadeh vardı. “Sevda…” Kutuyu açtı. İçinde sade bir yüzük vardı. Diz çöktü. On yıl boyunca beklediğim görüntü sonunda karşımdaydı. “Ben aptallık ettim,” dedi. “Senin benim için ne kadar önemli olduğunu anlamam için seni kaybetme korkusu yaşamam gerekiyormuş. Benimle evlenir misin?” O an yıllardır hayalini kurduğum sahnenin içinde olduğumu düşündüm. Ama tuhaf biçimde hiçbir şey hissetmedim. Ne heyecan. Ne mutluluk. Sadece derin bir yorgunluk. “Ne zaman aldın bunu?” diye sordum. “Bugün.” “Yani ben evi satabileceğimi söyledikten sonra.” Yüzü düştü. “Bunun ne önemi var?” “Çok önemi var.” Ayağa kalktı. “Sevda, ne istiyorsun benden?” İlk defa cevabım çok netti. “Beni kaybetmekten korktuğun için değil, benimle bir hayat istediğin için seçmeni istemiştim.” “Seni seçiyorum işte!” Başımı salladım. “Hayır. Şu an kaybetmek istemediğin hayatı seçiyorsun.” O gece yüzüğü kabul etmedim. Ertesi sabah emlakçıyla olan görüşmemi de iptal ettim. Ama Ozan’ın sandığı sebepten değil. Evi satmadım. Çünkü banka kayıtlarını ve tapu belgelerini incelediğimde evi korumak için hayatımdan vazgeçmek zorunda olmadığımı fark etmiştim. Ev zaten benim adıma kayıtlıydı. Ozan’a bir ay süre verdim. Kendine yeni bir yer bulmasını söyledim. İlk hafta bana kızdı. İkinci hafta ikna etmeye çalıştı. Üçüncü hafta ağladı. Dördüncü hafta ise eşyalarını topladı. Kapıdan çıkmadan önce uzun süre bana baktı. “Gerçekten bitti mi?” “Evet.” “On yılı böyle mi bırakacağız?” Başımı salladım. “Hayır. O on yılı bırakmıyorum. O yıllarda öğrendiklerimi yanımda götürüyorum.” Kapı kapandığında ağladım. Hem de saatlerce. Çünkü birinden ayrılmak, onu hiç sevmemiş olmak demek değildi. Bazen tam tersiydi. Onu sevdiğiniz halde kendinizi daha fazla kaybetmemeyi seçmekti. Aradan yaklaşık bir yıl geçti. Evi satmadım. Salonun duvarlarını değiştirdim, yıllardır ertelediğim çalışma odasını yaptırdım ve ortak hesabımızda biriktirdiğim paranın bir kısmıyla tek başıma uzun bir tatile çıktım. Bir akşam eve döndüğümde mutfaktaki çekmeceyi düzenlerken o listeyi buldum. Kâğıt hâlâ katlanmış haldeydi. En altında Ozan’ı o sabah bembeyaz yapan cümle duruyordu: “Evin satış ihtimali araştırılacak.” Uzun süre o satıra baktım. Sonra kalemi elime aldım ve üzerine tek bir çizgi çektim. Altına başka bir cümle yazdım: “Yeni bir hayat kurulacak.” O an fark ettim ki Ozan’ın yıllarca söylediği bir konuda aslında haklı olduğu bir şey vardı. Bazen gerçekten her şeyi değiştiren şey sadece bir kâğıt parçasıydı. Ama önemli olan o kâğıdın üzerinde kimin imzasının bulunduğu değildi. Önemli olan, insanın kendi hayatıyla ilgili kararı sonunda kendisinin verebilmesiydi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.