Sekiz yaşındaki evlatlık kız torunum

"Yoldayım," dedim ona. Korkmamaya çalışarak, ışıklar açık bir şekilde kanepede oturduğunu söyledi. "Orada kal. Yakında yanında olacağım," diye söz verdim. Şafak sökerken havalimanındaydım. Uçak yolculuğu bitmek bilmedi, zihnimde her şeyi tekrar tekrar tartıp durdum. Oğlumu düşündüm; ben tam olarak fark edemeden işlerin nasıl bu kadar sarpa sarabildiğini... İhmalkarlık her zaman gaddarlıktan kaynaklanmaz. Bazen kayıtsızlık ve boş vermişlikle içten içe, sessizce büyür. Muğla'ya vardığımda bir araba kiralayıp doğruca eve sürdüm. Daha kapıya varmadan kapı açıldı. Defne, üzerinde pijama, saçları dağılmış, yüzü solgun bir halde orada duruyordu. Bana bir saniye kadar baktı, sonra koştu. Çantamı yere bıraktım ve sanki aniden yok olacakmışım gibi bana sıkıca sarılan kollarıyla onu kucakladım. "Buradayım," diye fısıldadım. "Yanındayım." Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu; düzenli bahçeler, sessiz sokaklar... Ama içeride gerçek çok farklıydı. Küçük detayları hemen fark ettim. Defne'nin neredeyse hiç yer almadığı aile fotoğrafları. Duvarda onun hariç herkesin asılı olan montları... Sekiz yaşında bile olsa, dışlanmış hissetmenin ne demek olduğunu çok iyi anlıyordu. Yumurtaları biraz yaksam da ona kahvaltı hazırladım. Yine de gülümsedi. Gün ilerledikçe bana daha fazlasını anlattı; kaçırılan etkinlikler, unutulan davetler, onun için artık normalleşmiş olan o sessiz dışlanmalar... Çok bir şey beklememeyi öğrenmişti. En acı verici olanı da buydu. Her şeyi; fotoğrafları, notları, süregelen bu durumları belgelemeye başladım. Oğlum aradığında sakin bir şekilde cevap verdim. "Bu tek bir hata değil," dedim ona. "Bu artık bir alışkanlık." O gece, geçici velayet için yasal işlemleri başlattım. Takip eden günlerde her şey değişti. Defne benimle kaldı. Kendimize yeni bir düzen kurduk. Yavaş yavaş yeniden güvende hissetmeye başladı. Babası döndüğünde, gerçekler artık görmezden gelinemeyecek kadar ortadaydı. Mahkemede Defne kendi adına konuştu. "Dedemle kalmak istiyorum," dedi. "Orada insanlar benim var olduğumu unutmuyor." Bu kadarı yetti. Vasiliği bana verildi. Bir sonraki doğum gününü, kendi seçimi olan çilekli bir pastayla kutladık. Sade. Samimi. Tam ona göre. Şimdi evim yeni anılarla dolu; onun her zaman en ortada olduğu fotoğraflar, hiç eksilmeyen kahkahalar ve her zaman sahip olması gereken o aidiyet duygusu... Geçmişi değiştiremezdim. Ama ona, bir değeri olup olmadığını asla sorgulamak zorunda kalmayacağı bir gelecek verebilirdim. Ve nihayet... Değerli olduğunu biliyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.