Sekiz yaşındaki evlatlık kız torunum

Defne'nin bana taşınmasının üzerinden iki yıl geçmişti. Hayatımız yavaş yavaş rayına oturmuştu. Sabahları birlikte kahvaltı ediyor, okuldan döndüğünde bana gününü anlatıyor, akşamları da mutfakta birlikte yemek yapıyorduk. İlk zamanlar her kapı zili çaldığında irkiliyordu. Her telefon sesinde yüzü geriliyordu. Sanki birilerinin gelip onu yeniden götüreceğinden korkuyordu. Ama zaman güvenin en iyi ilacıdır. Ve Defne sonunda çocuk gibi gülmeye başlamıştı. Bir gün okuldan eve elinde bir zarfla geldi. "Dede, bunu sadece veliler açabiliyormuş." Zarfı açtım. Okulun yıl sonu töreni davetiyesiydi. Defne okul birincisi olmuştu. Gözlerim doldu. Çünkü iki yıl önce gecenin bir yarısı beni arayan o küçük kız, artık kendine güvenen genç bir kız olmuştu. Tören günü en ön sırada oturdum. Defne sahneye çıktığında salon alkışlarla doldu. Öğretmeni konuşmasını yaparken bir cümle söyledi: "Defne, yaşadığı zorluklara rağmen vazgeçmeyen öğrencilerimize ilham oldu." Defne kürsüye geldi. Elindeki kâğıda baktı. Sonra kâğıdı katlayıp cebine koydu. Doğaçlama konuşmaya başladı. "Başarı hakkında konuşmam gerekiyordu." Salon sessizleşti. "Ama ben başka bir şey anlatacağım." Gözleri kalabalığın arasında beni buldu. "Bir zamanlar çok yalnız olduğumu düşünüyordum." Boğazım düğümlendi. "Bazen insanlar sizi sevdiklerini söyler ama varlığınızı fark etmezler." Salonda çıt çıkmıyordu. "Sonra biri çıkıp size gerçekten değer verdiğini gösterir." Defne gözlerini benden ayırmadı. "Benim hayatımı değiştiren kişi dedem oldu." Artık gözyaşlarımı saklayamıyordum. "Bir gece onu aradım." Salondaki insanlar dikkatle dinliyordu. "Ve o geldi." Durdu. Sesi titredi. "Sadece o gece değil. Ertesi gün de geldi. Sonraki gün de. Sonraki yıl da." Salonun birçok yerinden burnunu çekme sesleri duyuluyordu. "İnsanlar aileyi kan bağı sanıyor." Sonra gülümsedi. "Ama bence aile, gece saat üçte sizi aradığınızda telefonu açan kişidir." Salondaki herkes ayağa kalktı. Alkışlar uzun süre devam etti. Tören bittikten sonra Defne yanıma koştu. Sıkıca sarıldı. "O kadar duygusal mıydı?" diye sordu. "Gereğinden biraz fazla," dedim gözlerimi silerek. Güldü. Sonra elimi tuttu. Tam o sırada birkaç kişi yanımıza yaklaştı. Aralarında oğlum da vardı. Saçlarına aklar düşmüş, yıllar yüzüne pişmanlığı işlemişti. Defne bir an durdu. Sonra bana baktı. Kararını bana bırakmak ister gibiydi. Ben sadece başımı hafifçe salladım. Oğlum yavaşça yaklaştı. "Seni tebrik etmek istedim." Defne teşekkür etti. Sessizlik oldu. Sonra oğlum bana döndü. Hayatım boyunca ilk kez gözlerinde gerçekten utanmış bir insan gördüm. "Baba..." Sesi çatallandı. "Onu koruduğun için teşekkür ederim." Bu sözleri duymam yıllar sürdü. Ama sonunda gelmişti. Defne elimi biraz daha sıktı. Ve o an fark ettim ki artık onu koruyan kişi sadece ben değildim. O da artık kendini koruyabilecek kadar güçlüydü. Eve dönerken arabada sessizce dışarıyı izliyordu. "Dede?" "Efendim?" "Ben o gece seni aramasaydım ne olurdu?" Bir an düşündüm. Sonra gülümsedim. "Yine seni bulurdum." "Nasıl?" "Çünkü bazı insanlar kaybolmaz." Başını omzuma yasladı. "Peki neden?" Arabanın camından gün batımına baktım. "Çünkü sevilen insanlar er ya da geç birilerinin kalbinde mutlaka bulunur." Defne gülümsedi. Ve o an anladım ki o gece gelen telefon sadece onun hayatını kurtarmamıştı. Benimkini de değiştirmişti. Çünkü insan bazen hayatının en anlamlı dönemine emeklilikten sonra değil... Bir çocuğun "Dede, yalnızım." dediği anda başlar.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.