Sekiz yaşındaki oğlum Kerem

Hikâyenin sonunda, Kerem’in yokluğu hiçbir zaman tamamen kapanmayan bir yara olarak kaldı. Hale her sabah oğlunun odasının kapısını açıyor, yatağını düzeltiyor ve pencerenin önündeki küçük dinozor koleksiyonunun tozunu alıyordu. Acı azalmamıştı; sadece şekil değiştirmişti. Fakat o Anneler Günü'nden sonra hayatında beklemediği bir şey oldu. Selin ve Yusuf Bey, pazar akşam yemeklerine gelmeye devam ettiler. Başlangıçta sessizce oturuyor, çorba içiyor ve erkenden ayrılıyorlardı. Sonra Selin mutfakta kurabiye yapmayı öğrenmek istedi. Birkaç hafta sonra Kerem’in eski boya kalemlerini kullanmaya başladı. Yaz geldiğinde ise Hale’nin bahçesindeki çiçekleri sulamak için her cumartesi sabahı kapıda beliriyordu. Bir gün Selin, Kerem’in odasının kapısında durup çekingen bir sesle sordu: “İçeri girebilir miyim?” Hale boğazındaki düğümü yutarak başını salladı. Selin odaya girdi, raflardaki oyuncaklara baktı ve pencerenin kenarındaki boş sandalyeye oturdu. “Burada kendimi yalnız hissetmiyorum,” dedi usulca. O cümle Hale’nin kalbine dokundu. Çünkü aynı şeyi kendisi de hissediyordu. Aylar sonra okulun bahar şenliğinde Leyla Öğretmen yanına geldi. Yüzünde hâlâ taşıdığı pişmanlık vardı. “Kerem’i unutmadık,” dedi. Hale cevap vermeden önce okul bahçesindeki yeni tabelaya baktı. Kerem Yıldız Dostluk Köşesi. Bahçenin bir köşesine küçük bir okuma alanı yapılmıştı. İçinde çocuk kitapları, renkli minderler ve bir de küçük bir tekboynuz figürü vardı. Altındaki levhada şu sözler yazıyordu: "Her zaman doğruyu söylemeye çalışan cesur bir çocuk anısına." Hale gözlerini kapattı. Kerem geri gelmeyecekti. Ama adı artık bir suçlamayla değil, bir iyilikle hatırlanacaktı. O akşam eve döndüğünde Selin masada oturmuş resim yapıyordu. Yusuf Bey gazeteye göz atıyordu. Mutfakta yemek kokusu vardı. Ev uzun zaman sonra ilk kez gerçekten canlı hissediliyordu. Selin yaptığı resmi uzattı. Resimde dört kişi vardı. Bir kadın. Bir çocuk. Küçük bir kız. Ve yaşlı bir adam. Gökyüzünde ise gülümseyen bir güneşin yanında kanatlı bir çocuk çizilmişti. “Bu kim?” diye sordu Hale, gözleri dolarak. Selin sanki dünyanın en basit cevabını veriyormuş gibi omuz silkti. “Kerem.” Hale resmi göğsüne bastırdı. O anda anladı ki sevgi bazen kaybolmuyordu. Sadece biçim değiştiriyordu. Bir zamanlar oğlunun elinden tuttuğu yerde şimdi başka bir çocuğun eli vardı. Bir zamanlar sessiz olan evinde yeniden kahkahalar yankılanıyordu. Ve Kerem’in son hediyesi aslında o eğri büğrü tekboynuz değildi. Onun son hediyesi, geride bıraktığı iyiliğin başka kalplerde yaşamaya devam etmesiydi. O gece Hale, Kerem’in fotoğrafının önüne küçük tekboynuzu koydu ve fısıldadı: “Merak etme oğlum. Seni unutmayacağız.” Pencerenin dışındaki rüzgâr perdeyi hafifçe hareket ettirdi. Hale gülümsedi. Çünkü ilk kez, bu anının yalnızca bir veda olmadığını hissetti. Aynı zamanda bir teşekkürdü.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.