TEK OĞLUM, 5 YAŞINDAKİ BİR KIZA BÖBREĞİNİ VERDİ

Bebeği kendi ailesinden uzak bir şehirde büyüttü. Sonra hayatına Cansın girdi. Cansın, Masal’ı kendi kızı gibi kabul etti. Gözlerimi Cansın’a çevirdim. Sessizce başını salladı. “Masal benim biyolojik kızım değil,” dedi. Boğazım düğümlendi. Yani Masal… Benim torunumdu. Kızımın kızı. Dün oğlumu toprağa vermiştim. Bugün karşıma kızımın çocuğu çıkmıştı. Mektuptaki satırlar bulanıklaşmaya başladı. Gürkan abi iki yıl önce kanserden öldü. Ölmeden önce bana her şeyi anlattı. Masal’ın Seçil ablanın kızı olduğunu zaten biliyordum ama onun hastalığını o zaman öğrendim. Ellerim titriyordu. Böbrekleri iflas etmeye başladığında test yaptırdım. Uyumlu olduğumu öğrendim. Sonraki satırı görünce ağzımı kapattım. Anne, sana “eski sınıf arkadaşımın kızı” dedim. Çünkü gerçeği söyleseydim beni durdurmaya çalışacağını biliyordum. Haklıydı. Kesinlikle durdururdum. “Alper…” Sesim evin içinde yankılandı. Mektuba devam ettim. Masal benim için yabancı bir çocuk değildi. O, ablamdan kalan son parçaydı. Ben onun dayısıydım. Artık okuyamıyordum. Cansın yanımda diz çöktü. “Alper bunu yıllardır biliyordu.” “Benden neden sakladı?” “Gürkan’a söz vermiş.” “Peki neden şimdi?” Cansın’ın gözleri doldu. “Çünkü Masal’ın sizi tanımasını istiyordu.” Mektubun son kısmını okumaya devam ettim. Eğer ameliyattan sonra her şey yolunda giderse sana gerçeği kendim söyleyeceğim. Eğer söyleyemezsem Cansın bu mektubu sana verecek. Ardından tek bir cümle vardı: Benden nefret etme anne. Ben ablamı ikinci kez kaybetmeye dayanamazdım. Mektup elimden düştü. Masal bir anda yanıma geldi. “Sen niye ağlıyorsun?” O küçücük ses içimdeki bütün duvarları yıktı. Dizlerimin üzerine çöktüm. Onun yüzüne dikkatlice baktım. Kaşlarının şekli Seçil’e benziyordu. Çenesindeki küçük gamze… Kızımın aynısıydı. Elimi yüzüne götürdüm ama dokunmaya cesaret edemedim. “Masal…” “Efendim?” “Annenin adı neydi?” Cansın araya girmedi. Masal omuz silkti. “Cansın anne.” “Peki diğer annen?” Küçük kızın yüzü ciddileşti. “Babam bana söylemişti. Gökyüzünde yaşıyormuş.” Gözlerimi kapattım. Masal çantasından küçük bir fotoğraf çıkardı. Eskiydi. Fotoğrafta Seçil vardı. Kucağında yeni doğmuş bir bebek tutuyordu. Gözlerim büyüdü. “Bu fotoğraf…” “Babam saklıyordu,” dedi Cansın. “Seçil doğumdan sonra birkaç dakika bilinci açılmış. Masal’ı bir kez kucağına almış.” Fotoğrafı göğsüme bastırdım. Kızım… Torunumu kucağında tutmuştu. Ve ben bunu on yıl sonra öğreniyordum. İçimde korkunç bir öfke yükseldi. Gürkan’a kızdım. Alper’e kızdım. Hayata kızdım. Benden yıllarımı çalan herkese kızdım. Sonra Masal’ın sesi geldi. “Alper amca geri gelecek mi?” Odadaki hava bir anda değişti. Cansın başını eğdi. Masal henüz gerçeği tam anlayacak yaşta değildi. Yanına çömeldim. “Hayır güzel kızım.” Dudakları titredi. “Babam da geri gelmemişti.” O cümle kalbimi parçaladı. Masal bana sarıldı. Hiç beklemiyordum. Küçücük kollarını boynuma doladı. Ve o an oğlumun son sözlerini hatırladım: “Sakın Masal’ı ya da annesini suçlama.” Şimdi neden söylediğini anlamıştım. Benim öfkeye tutunmamı istememişti. Çünkü aramızdaki bu küçük kız zaten yeterince kayıp yaşamıştı. Aylar geçti. Masal’ın kontrolleri iyi gidiyordu. Her hafta sonu bize gelmeye başladı. İlk başlarda bana “Alper amcanın annesi” diyordu. Sonra bir gün mutfakta birlikte kurabiye yaparken durdu. “Ben sana ne diyeceğim?” Gülümsedim. “Ne istersen.” Biraz düşündü. Sonra, “Babaanne olmaz,” dedi. Gülerek ağlamaya başladım. “Olmaz.” “Anneanne?” O kelimeyi yıllardır duymamıştım. Boğazım düğümlendi. “Evet,” dedim. “İstersen anneanne diyebilirsin.” Masal yüzüme baktı. “Tamam anneanne.” O gün Alper’in odasına girdim. Eşyalarına dokunmak hâlâ canımı acıtıyordu. Masasının üzerinde bir fotoğrafımız vardı. Ben, Seçil ve Alper. Üçümüz. Fotoğrafı elime aldım. Yanına Masal’ın fotoğrafını koydum. Uzun süre baktım. Bir evladımı yıllar önce kaybetmiştim. Diğerini birkaç ay önce. Acım eksilmemişti. Hiçbir şey onların yerini dolduramazdı. Ama artık şunu biliyordum: Alper böbreğini sadece bir çocuğa vermemişti. Ablasından kalan hayatı korumuştu. Ve belki de ölmeden önce bana vermeye çalıştığı son mesaj buydu. Bazı insanlar öldüklerinde geride yalnızca boşluk bırakmazlar. Bazen bir kalpte hatıra, bazen bir bedende hayat, bazen de yıllardır kapalı duran bir kapının anahtarını bırakırlar. Alper bana oğlumu geri verememişti. Ama kaybettiğimi bile bilmediğim torunumu bana getirmişti. O günden sonra Masal ne zaman kapıdan içeri girip, “Anneanne, geldim!” diye bağırsa önce içim acıyor, sonra istemsizce gülümsüyorum. Çünkü artık biliyorum: Bir insanı sevmek, onun hiç gitmeyeceğine inanmak değildir. Bazen sevmek, gittikten sonra bile bıraktığı iyiliği yaşatabilmektir. Ve oğlumun bana bıraktığı son şey bir sır değildi. Bir aileydi.