TEK OĞLUM DÜĞÜNÜNDEN SONRA BENİMLE
“İpek kanıtı buldu.” Tam o anda İpek elinde yıllardır görmediğim eski bir zarfla koridora çıktı. Zarfın üzerindeki el yazısını tanıdığım anda dizlerimin bağı çözüldü. O yazı kocam Savaş’a aitti. Yirmi sekiz yıldır görmemiştim ama insan bazı el yazılarını unutamıyordu. Özellikle de hayatınızın en büyük sırrını taşıyan bir zarfın üzerindeyse. Batu gözlerini benden ayırmadan sordu: “Tanıyorsun, değil mi?” Konuşmaya çalıştım ama boğazımdan ses çıkmadı. İpek zarfı iki parmağının arasında tutuyordu. Yüzündeki sıcak ifade tamamen kaybolmuştu. “Bunu düğünden sonraki sabah buldum,” dedi. “Nerede?”“Batu’nun babasından kalan eski sandığın içinde.” Kalbim daha hızlı çarpmaya başladı. O sandığı yıllar önce kaldırmıştım. Batu çocukken birkaç kez açmak istemiş, ben de babasının hatıralarını korumak istediğimi söyleyerek izin vermemiştim. Gerçek ise başkaydı. Sandığın içinde yalnızca hatıralar yoktu. Batu elini uzattı. “Bana gerçeği sen anlat.” “Batu…” “Babam benim gerçek babam mıydı?” İşte o cümle geldiğinde yıllardır kaçtığım her şey kapının önünde beni yakalamıştı. Başımı önüme eğdim. “Hayır.” Batu’nun yüzü bir anda değişti. İpek nefesini tuttu.Oğlum birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra duvara yaslandı. “Demek doğruymuş.” “Batu, düşündüğün gibi değil.” “Ben ne düşüneyim anne? Otuz iki yaşındayım. Hayatım boyunca mezarına gittiğim adamın babam olmadığını yeni öğreniyorum.” Gözlerim doldu. “Savaş seni kendi oğlu gibi sevdi.” “Bu cevap değil.” Haklıydı. Yıllarca kendime söylediğim bütün cümleler o anda anlamsız gelmeye başladı. Derin bir nefes aldım. “Biyolojik babanın adı Demir.” Batu’nun kaşları çatıldı. “Kim o?” “Üniversiteden tanıdığım biriydi.”İpek zarfı açıp içinden katlanmış kâğıdı çıkardı. “Burada başka şeyler de yazıyor.” Batu kâğıdı onun elinden aldı ve okumaya başladı. Mektubu ezbere bilmiyordum. Çünkü hiçbir zaman açmamıştım. Savaş, ölümünden birkaç ay önce yazmıştı. Kazadan sonra eşyalarını hastaneden teslim aldığımda zarfı bulmuş ama açmaya cesaret edememiştim. Yıllar sonra sandığın içine koymuş, bir daha elimi sürmemiştim. Batu birkaç satır okuduktan sonra gözlerini kaldırdı. “Babam bunu biliyormuş.” “Evet.” “Ne zamandan beri?” “Sen doğmadan önce.” Şaşkınlıkla bana baktı. Ona her şeyi anlatmaya başladım.