Torunuma bakmam için Amerika’ya gelmemi isteyen kızım
“Torunuma bakmam için Amerika’ya gelmemi isteyen kızım oldu… ama bir gece onu yıkarken torunum yüzümü işaret edip öyle bir şey söyledi ki, kanım dondu.” Benim adım Carmen değil, artık herkes bana Meryem Hanım der. Elli sekiz yaşındaydım ve hayatım boyunca en ağır darbelerin yabancılardan değil, uğruna her şeyimi verdiğim insanlardan gelebileceğini o zaman anladım. Ben Konyalıyım. Eşim vefat ettiğinde kızım Leyla henüz altı yaşındaydı. O günden sonra hem anne, hem baba, hem öğretmen, hem şoför, hem de gece bekçisi oldum. Evlere temizliğe gittim, pazarda gözleme sattım, komşuların dikişlerini diktim. Yıllar içinde mahallede küçük ama kazancı iyi olan bir nalbur dükkânı açmayı başardım. Çok zengin değildim ama borçsuz bir evim, arabam, birikimim ve huzurlu bir hayatım vardı. Leyla benim en büyük gururumdu. Üniversiteyi bitirdiğinde sevinçten ağlamıştım. Sonra Murat ile tanıştı. Çok kibar görünen, her zaman bakımlı, sürekli gülümseyen bir adamdı. Ama gözlerinde bana güven vermeyen bir şey vardı. İlk kez evimde yemek yediklerinde etrafa bakıp şöyle demişti: — Meryem Hanım, vallahi helal olsun. Tek başınıza güzel bir servet kurmuşsunuz. Hem bir tek kızınız var. Leyla gerçekten şanslı. Ben nezaketen gülümsedim ama içimde açıklayamadığım bir sıkıntı oluştu. Evlendikten sonra Houston’a taşındılar. İlk zamanlar Leyla beni her gün arıyordu. Karı gösteriyor, yeni hayatını anlatıyor, beni ne kadar özlediğini söylüyordu. Sonra torunum Emir dünyaya geldi ve kalbim yeniden atmaya başladı. Bir kış gecesi, neredeyse gece yarısında Leyla beni ağlayarak aradı. — Anne, ne olur gel. Dayanamıyorum artık. Murat sürekli işle meşgul, ben de çalışıyorum. Emir’e yetişemiyorum. Tükeniyorum. Kararsız kaldım. Türkiye’de dükkânım, arkadaşlarım, halk eğitimdeki dans kursum ve her akşam parkta yürüdüğüm emekli öğretmen Kemal Bey vardı. Sevgili değildik ama yıllardır kimsenin göstermediği kadar ilgi gösteriyordu bana. Durumu anlattığımda yüzü düştü. — Ne kadar kalacaksın Meryem Hanım? — Birkaç ay sadece. Bana hüzünle baktı. — Döndüğünüzde sizi burada bekliyor olacağım. Üç gün sonra dükkânı emanet ettim, eşyalarımı topladım ve üç bavulla yola çıktım. Bavulların içinde ev yapımı tarhana, sucuk, reçel, Emir için oyuncaklar, ilaçlar ve Leyla’nın özlediğini söylediği türlü türlü Türk yiyecekleri vardı. Houston’a vardığımda Leyla bana sımsıkı sarıldı. Zayıflamış, gözlerinin altı çökmüştü. Murat havaalanına gelmemişti. Sözde önemli bir toplantısı vardı. Evleri beni şaşırttı. İki katlı, bahçeli, oldukça büyük bir evdi. Oysa Leyla telefonda sürekli maddi sıkıntı çektiklerini söylüyordu. Soracak oldum. — Kredisi çok ağır anne, dedi gözlerini kaçırarak. O sırada Emir koşarak geldi. — Babaanne! Onu kucağıma aldığım anda bütün yorgunluğum geçti. Ama mutluluğum uzun sürmedi. Salon dağınıklıktan geçilmiyordu. Kirli tabaklar, yerlere saçılmış kıyafetler, oyuncaklar ve fast-food kutuları her yerdeydi. İlk akşam mercimek çorbası, pilav ve köfte yaptım. Leyla çocuk gibi iştahla yedi. Murat ise masaya bakıp yüzünü buruşturdu. — Yine Türk yemekleri mi? Ben artık bunlara alışık değilim. Yorgun olup olmadığımı bile sormadı. İlk gece uyuyamadım. Saat üç civarında su içmek için aşağı indiğimde salondan gelen sesleri duydum. Murat konuşuyordu. — Sana demiştim. Annen gelince çok rahatlayacağız. Çocuk bakıcısı, temizlikçi, aşçı… Bir düşün ne kadar tasarruf ediyoruz. Leyla alçak sesle cevap verdi. — Daha yeni geldi. — Ne olmuş? Annen sonuçta. Hem Türkiye’de neyi varsa bir gün sana kalmayacak mı zaten? İçime buz gibi bir korku düştü. Kızımın onu sertçe susturmasını bekledim. Ama Leyla sadece: — Böyle konuşma, dedi. Sessizce odama çıktım. Sabaha kadar tavana bakarak yattım ve yanlış duymuş olmayı diledim. Fakat üçüncü gün Leyla bana bir liste verdi. Emir’i okula götürmek, çamaşırları yıkamak, market alışverişi yapmak, yemek hazırlamak, banyoları temizlemek, bahçeyle ilgilenmek, kuru temizlemeden kıyafet almak ve öğle yemekleri hazırlamak… — Anne, işler üst üste geliyor. Yardım edersen çok rahatlarız. Başımı salladım. Sonuçta o benim kızımdı. Nasıl yardım etmezdim? O gün bütün işleri bitirdikten sonra beş dakika oturmak için koltuğa geçtim. Murat bahçeye baktı. — Çimleri biçmediniz mi? — Vakit yetmedi oğlum. Yüzünü ekşitti. — Bütün gün evdesiniz sonuçta… Bu söz canımı tahmin ettiğimden daha fazla yaktı. O gece Kemal Bey’den mesaj geldi. “Oralarda hava çok mu soğuk Meryem Hanım?” Mesaja uzun süre baktım. Kalabalık bir evin içinde kimse bana bunu sormamıştı. Haftalar geçti. Yemek yaptım, temizlik yaptım, Emir’e baktım, çamaşır yıkadım, ütü yaptım, alışverişe çıktım, ödevlerine yardım ettim. Murat benimle sadece bir şeye ihtiyacı olduğunda konuşuyordu. Leyla ise zamanla benim yorgunluğumu görmez olmuştu. Bir gün marketteyken Türkiye’deki bankamdan telefon geldi. — Meryem Hanım, bu ayki 1 milyon 300 bin liralık otomatik ödeme hesabınızdan çekilmiştir. Bir an nefesim kesildi. Bu, Leyla’nın ev kredisi taksitiydi. Yıllar önce benden gelir desteği göstermemi istemişti. Geçici bir işlem olduğunu söylemişti. Ben de hiç sorgulamadan kabul etmiştim. O akşam eve döndüğümde Murat’ın bir arkadaşıyla konuştuğunu duydum. — Kayınvalidem çok yumuşak biridir. Türkiye’de evi var, dükkânı var, birikimi var. Nasıl yaklaşacağını bilirsen her kapı açılıyor. Arkadaşı güldü. — Böyle kayınvalide herkese nasip olmaz. Murat kahkaha attı. — Dur daha. Büyük balık yavaş tutulur. Market poşetleri elimde öylece kaldım. İçimde bir şeylerin kırıldığını hissediyordum. Ama o an henüz hiçbir şey duymamıştım. Çünkü asıl korkunç gerçeği bana birkaç hafta sonra, torunum Emir söyleyecekti