Üç kızımızla mutlu bir aileydik

Ne kadar zavallı, ne kadar ucuz bir yalandı. Acı acı güldüm. "Bizi kurtarmak için mi? Bizi her gece ağlarken, mezar taşı bile olmayan bir adamın arkasından yas tutarken izledin. Sigorta parasıyla kendi lüks hayatını kurdun, ona da yeni bir hayat satın aldın. Siz bizi kurtarmadınız Serkan, siz bizi sattınız." Ayağa kalktım ve sokak kapısını ardına kadar açtım. Soğuk rüzgar içeri doldu. "Şimdi defol git," dedim gözümü bile kırpmadan. "Polis seni yarın sabah almadan önce kaçmak için birkaç saatin var. O çok sevdiğin abine de haber ver; dünyanın neresinde saklanıyorsa saklansın, artık o delikten çıkarken arkasına bakmak zorunda." Serkan tek bir kelime dahi edemeden, omuzları çökmüş halde karanlığın içine karışıp gitti. Kapıyı sertçe kapattım ve kilitledim. O gece kızlarımın odasına girdim. Üçü de mışıl mışıl, huzur içinde uyuyordu. En küçük kızımın saçlarını okşadım. Bir zamanlar kocamı kaybettiğim için eksik, yarım kalmış bir aile olduğumuzu düşünür, geceleri sessizce ağlardım. Oysa asıl büyük tehlike, asıl eksiklik, yalanlarla dolu bir adamın o evdeki varlığıymış. Biz eksilmemiştik; çürümüş, zehirli bir uzvumuzu kesip atmıştık sadece. Murat fırtınada ölmemişti belki ama benim içimde o gece tamamen can vermişti. Ertesi sabah güneş doğduğunda, polis sirenleri Serkan'ın evinin önünde yankılanırken mutfakta kızlarıma kahvaltı hazırlıyordum. Artık korkmuyordum. Biz dört kadın, hayatımızın en büyük yalanını, o sahte fırtınayı atlatmıştık. Artık bizi hiçbir rüzgar yıkamazdı. Hayatımız asıl şimdi, tüm gerçekliği ve gücüyle yeniden başlıyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.