Üçüzler Dövmemi Gösterdi ve Dünyam Sonsuza Dek Değişti

Her ayrıntı aynı yere çıkıyordu. Dövme. Yaşlar. Camila'nın gizemli şekilde ortadan kaybolması. Ve kızlardan birinin söylediği o tek cümle. "Annemin de seninki gibi bir dövmesi var." Bu tesadüf olamayacak kadar büyüktü. Leo uyandığında Elias her zamanki gibi davrandı. "Bugün okuldan sonra basketbol çalışman var, değil mi?" diye sordu. Leo başını salladı. "Baba... iyi misin?" Elias gülümsemeye çalıştı. "Biraz yorgunum sadece." Oğluna gerçeği anlatamazdı. Kendisi bile henüz neyin gerçek olduğunu bilmiyordu.Öğleden sonra Central Park'a geri döndü. Belki yine gelirlerdi. Belki hiçbir şey olmayacaktı. Yaklaşık kırk dakika bekledikten sonra aynı gri üniformalı dadıyı uzakta gördü. Yanında yine üç kız vardı. Regina ilk fark eden oldu. "Anneee! Dövmeli adam!" Dadı başını kaldırdı. Elias'a baktığında yüzündeki ifade bu kez şaşkınlıktan çok teslim olmuş gibiydi. Yavaş adımlarla yanına geldi. "Sizi bekliyordum." dedi. Elias kaşlarını çattı. "Beni mi?" Kadın derin bir nefes aldı. "Bayan Montgomery sizin tekrar geleceğinizi tahmin etti." Kalbi hızlandı. "Demek beni tanıyor." Kadın birkaç saniye sustu. "Hiç unutmadı."Bir saat sonra Elias, Manhattan'ın merkezindeki Montgomery Holding binasının kırk ikinci katındaydı. Camdan görünen şehir manzarası nefes kesiciydi. Sekreter kapıyı açtı. "Buyurun." Elias içeri girdi. Masanın arkasındaki kadın ayağa kalktı. Sekiz yıl geçmişti. Saçları biraz daha kısaydı. Bakışları daha sertti. Ama gri gözlerini unutması mümkün değildi. "Merhaba Elias." Sesi aynıydı. Elias birkaç saniye konuşamadı. "Gerçekten sensin..." Camila hafifçe gülümsedi. "Evet." "Neden?" Bu tek kelime odada yankılandı. "Neden gittin?" "Neden beni aramadın?" "Neden sekiz yıl boyunca tek bir mesaj bile atmadın?" Camila pencereye doğru yürüdü. "Eğer seni aramış olsaydım..." "...bugün hayatta olmayabilirdin." Elias şaşkınlıkla baktı. Camila devam etti. "Babam o zamanlar ülkenin en güçlü iş insanlarından biriydi." "Hayatımı kendisi planlıyordu." "Kimlerle görüşeceğime, nerede yaşayacağıma, kiminle evleneceğime kadar her şeye karar veriyordu." Elias sessizce dinliyordu. "Seattle'a ilk kez tek başıma kaçmıştım." "O gece..." "...hayatımda ilk kez gerçekten özgürdüm." Gözleri doldu. "Sonra hamile olduğumu öğrendim." Elias'ın nefesi kesildi. Camila başını eğdi. "Babam bunu öğrendi." "Senin adını öğrendi." "Adresini öğrendi." "Ve bana açıkça söyledi." "'O adamın hayatını mahvetmek istemiyorsan onu bir daha asla aramayacaksın.'" "Ona inanmadım." "Bir hafta sonra seni takip ettirdiklerini gördüm." "İş yerinin önünde adamlarımız vardı." "O zaman korktum."Elias yavaşça sandalyeye oturdu. "Bana hiç şans vermedin." Camila'nın gözlerinden yaş süzüldü. "Çünkü seni seviyordum." "Ve seni kaybetmek yerine öldürmelerinden korkuyordum."Uzun süre kimse konuşmadı. Sonunda Elias fısıldadı. "Üçü de..." Camila başını salladı. "Evet." "Regina." "Lucy." "Valerie." "Üçü de senin kızın." Elias gözlerini kapattı. Sekiz yıl. İlk adımlarını kaçırmıştı. İlk kelimelerini. İlk doğum günlerini. İlk okul günlerini. Sekiz yıllık bir hayatı.O sırada kapı hafifçe aralandı. Üç küçük kafa aynı anda içeri uzandı. "Bize girebilir miyiz?" Camila gülümsedi. "Evet." Üç kız koşarak içeri girdi. Valerie doğruca Elias'ın yanına geldi. "Annem doğru söylemiş." "Neyi?" "Seni görünce bizi tanıyacağını." Elias diz çöktü. Üç küçük yüz ona merakla bakıyordu. Lucy utangaç bir sesle sordu. "Sen gerçekten bizim babamız mısın?" Elias'ın boğazı düğümlendi. "Sanırım..." "...evet." Üçü aynı anda ona sarıldı. Elias hayatında ilk kez, eksik olduğunu bile bilmediği bir parçanın yerine oturduğunu hissetti.Aylar sonra mahkemeler, avukatlar ve DNA testleri gerçeği resmen doğruladı. Sonuç yüzde 99,9999 uyumluydu. Gazeteler günlerce bu haberi yazdı. Ancak kamuoyunun bilmediği bir şey vardı. Elias hiçbir zaman Camila'nın servetiyle ilgilenmedi. Hâlâ ambulans görevlisi olarak çalışmaya devam etti. Çünkü kızlarının ona ilk sorduğu şey para değildi. Regina bir akşam yatağa girmeden önce elini tutup şöyle demişti: "Baba... yarın yine gelir misin?" Elias gülümseyerek kızının alnını öptü. "Artık hiçbir yere gitmiyorum." O anda kapının yanında duran Leo içeri girdi. Bir süre üç kıza baktı. Sonra mahcup bir ifadeyle sordu: "Ben de size abi diyebilir miyim?" Üç küçük kız aynı anda kahkahalar atarak ona sarıldı. Camila kapının yanında sessizce bu manzarayı izledi. Sekiz yıl önce kırık bir pusula çizmişlerdi. O gün bunun hayatlarının kaybolduğunu simgelediğini sanmışlardı. Meğer o pusula hiçbir zaman kırık olmamıştı. Sadece, birbirini yeniden bulacağı günü sabırla bekliyordu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.