Oğlum Alçısının İçinde Bir Şey Hareket Ettiğini Söylüyordu

Annesi Claire kapının eşiğinde donup kalmıştı. Ben ise birkaç saniye boyunca hareket edemedim. Çünkü insan bazen korktuğu şeyin gerçek olmasını istemez. Çocuğunun acısını abarttığını düşünmek ister.Kâbus gördüğünü. İlgi istediğini.Kırık kolun verdiği rahatsızlığı başka bir şeye çevirdiğini. Ama Caleb’in gözleri yalan söylemiyordu. Duvara vurduğu alçıdan ince beyaz tozlar dökülüyordu. “Caleb!” diye bağırdım ve yanına koştum. Onu bileklerinden yakalamaya çalıştım ama kendini geriye attı. “Hayır!” diye çığlık attı. “Dokunma! Hareket ediyor baba! İçeride!” Claire ağlamaya başladı. “Mark, hastaneye götürelim. Hemen.” Daha önce götürmüştük. İki kere. İlkinde hemşire alçının kenarına bakıp “Normal kaşıntı” demişti. İkincisinde doktor röntgene bakmış, kemiğin düzgün kaynadığını söylemişti. “Çocuklar alçıdan rahatsız olur,” demişti. “Biraz sabır.” Sabır. O kelimeyi o gece düşündükçe midem bulandı. Çünkü biz Caleb’den sabretmesini istemiştik. O ise her gece kendi bedeninin içinde hapsolmuş bir şeyle savaşıyordu. Onu montuna sarmaya çalıştık. Arabaya bindirmek yarım saat sürdü. Caleb arka koltukta dizlerini göğsüne çekmiş, alçısını kendinden uzak tutmaya çalışıyordu. Sanki o kol ona ait değilmiş gibi. Hastaneye vardığımızda saat ikiye yaklaşıyordu. Acil servis neredeyse doluydu. Bir kadın öksürüyordu. Bir adam başına buz bastırmıştı. Televizyonda sesi kısılmış bir gece programı oynuyordu. Ama Caleb’in yüzünü gören hemşire bizi bekletmedi. “Ne oldu?” Claire cümleyi kuramadı. Ben söyledim. “Oğlum alçısının içinde bir şey hareket ettiğini söylüyor.” Hemşirenin yüzünde o tanıdık ifade belirdi. Şüphe. Yorgunluk. Belki de bizim panik yaptığımızı düşündü. Sonra Caleb’in alçının açık ucundaki derisini gördü. Kızarıklık. Şişlik. Tırnak izleri. Ve kötü bir koku. Çok hafifti. Ama oradaydı. Hemşirenin yüzü bir anda değişti. “Doktor çağırıyorum.” O an içimde bir şey çöktü. Çünkü ilk kez biri Caleb’in korkusuna inanmıştı. Doktor Ramirez adında orta yaşlı bir kadın geldi. Saçları aceleyle toplanmıştı, gözlerinde uykusuzluk vardı ama elleri sakindi. Caleb’in yanına çömeldi. “Merhaba Caleb,” dedi yumuşak bir sesle. “Ben koluna bakacağım. Sana söz veriyorum, canını bilerek yakmayacağım.” Caleb başını iki yana salladı. “Çıkarın. Lütfen çıkarın.” Doktor bize döndü. “Bu alçı ne zaman yapıldı?” “Üç hafta önce,” dedim. “Son kontrol?” “Beş gün önce.” Doktorun kaşları çatıldı. “Alçı hiç ıslandı mı?” Claire hemen cevap verdi. “Hayır. Yani… bir gün park dönüşü biraz yağmur vardı ama üstünü kapatmıştık.” Caleb fısıldadı: “Okulda da oldu.” Hepimiz ona döndük. “Ne oldu oğlum?” Alt dudağı titredi. “Derek su döktü. Şaka olsun diye. Sonra öğretmen görmedi.” Claire elini ağzına kapattı. Benim içim buz kesti. Derek. Sınıfındaki o çocuk. Aylardır Caleb’le uğraşan çocuk. Biz bunu küçük okul tartışmaları sanmıştık. Caleb devam etti. “Alçının içine biraz girdi. Söylemedim. Kızarsınız sandım.” Claire ağladı. “Hayır bebeğim, hayır…” Doktor Ramirez artık beklemedi. “Alçıyı kesiyoruz.” Motorlu testere benzeri küçük cihaz getirildiğinde Caleb çığlık attı.“Hayır! İçindeki şeyi kızdırmayın!” Doktor onun göz hizasına indi.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.