Üvey babam beni her gün eğlence olsun diye döverdi
Onu Maribel’den, koridordan, Yavuz’un gözlerinden uzak küçük bir odaya götürdüler. Uzun yıllar sonra ilk kez bir kapı kapandı ve tehlike dışarıda kaldı. Ramirez, not defteriyle yanına oturdu. — Bana ne olduğunu anlatabilir misin? Renata derin bir nefes aldı. Her şeyi bir kerede dökebilirdi ama önce ipin ucunu vermeye karar verdi. — Üvey babam beni yıllardır dövüyor. Annem de saklamama yardım ediyor. Memur ifadesini sertleştirdi. — Elinde bir kanıt var mı? Renata sargılı koluna baktı. — Onların hayal ettiğinden daha fazlası. Yirmi dakika sonra Yavuz, “iyi adam” maskesiyle odaya girdi. Bu maskeyi komşularla, papazla, öğretmenlerle ve temiz bir gömleğe inanmak isteyen herkesle kullanırdı. — Kızım, dedi kollarını açarak. — Bize korkunç bir korku yaşattın. Renata kımıldamadı. Gözleri ona susmasını emretti. Maribel arkasında belirdi, cesaretini toplayarak. — Gördünüz mü? Kafası karışık. Büyüdüğünden beri imkansız biri oldu. Onu düzeltmek için her şeyi yaptık. Yavuz bir kurban gibi iç çekti. — İnsan eğitmeye çalışıyor ve şimdi her şeye istismar diyorlar. Doktor Kerem çenesini sıktı. O anda bir telefon çaldı. Bu, Maribel’in kullanmasına izin verdiği ucuz telefon değildi. Sırt çantasında saklı olan, Renata’nın sadece acil durumlarda açtığı eski telefondu. Maribel onu görünce gözlerini açtı. Renata sol eliyle cevap verdi ve hoparlörü açtı. — Renata Arıkan mı? Ben Avukat Clara Villaseñor. Otomatik kanıt paketini aldım. Güvende misin? Yavuz’un nefesi kesildi. — Ne paketi? diye fısıldadı Maribel. Renata o gece ilk kez gülümsedi. Babası ona sırların yedeğe ihtiyacı olduğunu ve yedeklerin de tanıklara ihtiyacı olduğunu öğretmişti. Yavuz kolunu kırdığında, Selim’in notlarıyla yapılandırılmış acil durum düğmesine 3 kez bastı. O andan itibaren yıllarca süren videolar, ses kayıtları, fotoğraflar, tarihler, tıbbi makbuzlar ve taranmış belgeler 3 hedefe gitti: bir avukat, bir çocuk koruma derneği ve babasının kız kardeşi olan halası Teresa, ki 6 yıldır onun velayetini almaya çalışıyordu. Clara’nın sesi kararlılaştı. — Renata, annenle ya da üvey babanla konuşma. Polis evi derhal güvence altına almalı. Ayrıca babanın eğitim masrafların için bıraktığı fonun çalınmasına dair de kanıtlar var. Maribel sedyenin kenarına tutundu. — Lanet olası yalancı. Yavuz ona doğru bir adım attı. — Ver o telefonu. Şimdi. Memur Ramirez araya girdi. — Beyefendi, bir adım daha atarsanız sizi tüm hastanenin önünde kelepçelerim. Renata’nın hayatında ilk kez Yavuz bir emre itaat etti. Ve o anda, odanın kapısı tekrar açıldı: bir sosyal hizmet görevlisi elinde kalın bir dosyayla içeri girdi ve Maribel’in, eğer biri bir gün dayaklar hakkında soru sorarsa kızının tam olarak hangi yalanı söylemesi gerektiğini öğrettiği bir video aldıklarını söyledi. Yavuz, hastanenin otoparkında, elinde sönmemiş sigarasıyla tutuklandı. Renata’nın deli olduğunu, nankör bir kız olduğunu, internetin kafasını çöple doldurduğunu haykırdı. “Yalancı” kelimesini o kadar çok kez tekrarladı ki artık bir hakaret gibi değil, çaresiz bir yakarış gibi gelmeye başladı. Ancak memur Ramirez videonun ilkini çoktan izlemişti. Kayıtta Yavuz, evinin salonunda, Renata yüzünü kapatırken gülerek görünüyordu. — Sana kimse inanmayacak, diyordu sesi. — Annen, düştüğüne yemin edecek. Sonra Maribel’in sesi geliyordu, net, soğuk, reddedilemez bir şekilde. — Giysilerin kapatacağı yere vur. Ondan sonra kimse Renata’ya bir daha düştün mü diye sormadı. Şafaktan önce polis evi aradı. Saklı telefonları tam dediği yerde buldular: ızgaranın arkasında, mısır gevreği kutusunda ve eski okul formalarının olduğu çantanın içinde. Yer döşemesinin altındaki gevşek bir tahtanın altında plastik mühürlü bir günlük buldular. Maribel’in çekmecesinde sahte belgeler, kopyalanmış imzalar ve Renata’nın üniversite fonundan Yavuz’un bahis için kullandığı hesaplara yapılan transferleri buldular. Hala Teresa hastaneye geldiğinde, Maribel ağlamaya çalıştı. — Kızım, diye hıçkırdı, kollarını açarak. — Ben senin annenim. Renata, Teresa’nın arkasına saklandı. — Hayır, dedi. — Sen her gün onu seçtin. Maribel’in yüzü düştü, ama suçluluktan değil. Kayıptan. Artık kontrol edecek kimsesi kalmadığını anladığı için.