Yanlış bir mesaj bir iş adamının telefonuna geldi
Bölüm 2 Elif kapıyı açmadı. Defne’yi kucağına almış halde donup kaldı. Emre ise kapıya doğru yürüyüp kim olduğunu sordu. Kapının arkasındaki kişi, Defne’nin babası Kerem’di. Hakaretler savurarak bağırıyordu; işine geldiğinde çocuğun babası olduğunu söylüyor, doktor masrafı çıkınca ise ortadan kayboluyordu. Emre sesini yükseltmedi. Sadece polisi aradı ve apartmanda güvenlik kamerası olduğunu söyledi. Bu bile Kerem’in öfkeyle geri çekilmesine yetti. Giderken koridordaki saksıya tekme attı ama çıkmadan önce bağırmayı ihmal etmedi: — Zenginleri aile işine karıştırdığın için pişman olacaksın! O gece Emre bir şeyi çok net anladı: Elif’in sorunu sadece yoksulluk değildi. Terk edilmenin tehdide dönüşmüş haliydi. Sonraki haftalarda verdiği sözü, Elif’in alışık olmadığı bir titizlikle tuttu. Bir aylık kirayı borç olarak ödedi, Defne için iyi bir çocuk doktorundan randevu ayarladı ve Elif’in portfolyosunu Karahan Teknoloji’nin yeni kreatif direktörü Derya Aksu’ya gönderdi. Ama Elif’in kim olduğundan hiç bahsetmedi. Yine de şirkette söylentiler hızla yayıldı. Emre’nin toplantıyı yarıda bırakıp tanımadığı bir kadına yardım ettiği haberi, plazanın koridorlarında zehre dönüştü. Halası Sevil Karahan, Karahan soyadını riske attığını söyleyerek onu suçladı. Kuzeni Mert ise —ki yıllardır şirketin başına geçmek istiyordu— Elif’in fırsatçı olabileceğini ima etti. Derya, Elif’le yaptığı görüşmeden sonra onu 42 aday arasından seçince, Mert şirkete aşağılık bir dedikodu yaydı: Elif’in işe alınma sebebi, şirketin patronuyla birlikte olmasıydı. Elif bu cümleyi işe başladığı ilk gün duydu. Boynunda yeni personel kartı asılıydı. Kahve makinesinin yanında durmuş, utançtan elleri buz kesmişti. Ama istifa etmedi. Masanın başına oturdu, portfolyosunu açtı ve çalışmaya başladı. Çocuk sağlığı uygulaması için hazırladığı kampanya, tüm kreatif ekibi susturdu. Sunumun sonunda Derya’nın bile gözleri dolmuştu. Emre onu uzaktan izliyordu ama müdahale etmiyordu. Çünkü Elif’in kurtarılmak değil, saygı görmek istediğini biliyordu. Defne iyileşti. Önce emeklemeye başladı. Sonra koltuğa tutunup ayağa kalktı. Emre cumartesi günleri onları ziyaret etmeye başladı. Yanında bazen poğaça, bazen küçük oyuncaklar getiriyor; kimsenin alkışını beklemeden sessizce yardımcı oluyordu. Elif zamanla şunu fark etti: O kusursuz takım elbiselerin içindeki adam, bez değiştirmeyi pek beceremiyordu ama tarhana çorbasını fena yapmıyordu. Ve en önemlisi… konuşurken saate bakmadan dinlemeyi biliyordu. Yavaş yavaş teşekkür duygusu bir borç gibi hissettirmemeye başladı. Yerini başka bir şeye bıraktı. Şefkate. Tam her şey biraz düzene giriyor gibi görünürken Kerem geri döndü. Bu kez sarhoş değildi. Bağırmıyordu da. Yanında bir avukat ve velayet davası vardı. Dava dilekçesinde Elif’in “istikrarsız” biri olduğu yazıyordu. Tanımadığı bir adamdan para aldığı, kızını “uygunsuz ilişkilerin” içinde büyüttüğü iddia ediliyordu. Dosya, küçük dairenin masasının üzerine bir hüküm gibi düştü. Elif dilekçenin yarısına kadar okuyabildi. Sonra Defne’ye sarıldı ve aylar boyunca yeniden kurduğu hayatın çatırdadığını hissetti. Ama en kötüsü sona saklanmıştı. Kerem, Emre’nin Elif’i şirketinin halkla ilişkiler imajını düzeltmek için kullandığını iddia ediyor, elinde buna dair “kanıtlar” olduğunu söylüyordu. Aynı akşam sosyal medya patladı. Sokaktan gizlice çekilmiş bir fotoğraf yayılmıştı: Emre kucağında Defne’yi taşıyor, Elif yanında gülümsüyordu. Fotoğrafın üstünde acımasız bir başlık vardı: “Vicdanını temizlemek isteyen milyarder, fakir bir aile satın aldı.”