Yarın bu evden gidiyorsunuz

KOCASI HABERSİZCE EVE GELDİ VE KARISINI BEBEĞİ KUCAĞINDA YEMEK YAPARKEN BULDU. TÜM AİLESİ TELEVİZYON İZLİYORDU: “YARIN BU EVDEN GİDİYORSUNUZ” BÖLÜM 1 — Yarın bu evden gidiyorsunuz, dedi Emre, sesi o kadar soğuktu ki kayınvalidem bile televizyona bakmayı bıraktı. Ben mutfaktaydım. Sekiz aylık kızım Defne diş çıkardığı için durmadan ağlıyor, göğsüme yapışmış haldeydi. Ocakta kaynayan tavuk çorbası taşmak üzereydi. Bir elimle bebeği tutuyor, diğer elimle pilavı karıştırmaya çalışıyordum. Salonda kayınpederim Hasan haberleri izliyordu. Kayınvalidem Fatma telefonda videolar seyrediyordu. Görümcem Elif ise koltuğa uzanmış, yeni yaptırdığı taşlı ve uzun tırnaklarını hayranlıkla inceliyordu. Her şey iki hafta önce başlamıştı. Emre işten geldiğinde anne-babasıyla Elif’in birkaç günlüğüne bize geleceğini söylemişti. İstanbul’un Esenler ilçesindeki küçük dairemizde yaşıyorduk. Ev kredisi hâlâ devam ediyordu ama burası bizim yuvamızdı. Ben, Zeynep Yılmaz, Defne’ye bakabilmek için anaokulu öğretmenliğini bırakmıştım. Zengin değildik ama dikkatli harcadığımız sürece geçinebiliyorduk. İlk günlerde iyi bir gelin olmaya çalıştım. Sabah erkenden kalkıyor, Hasan Bey için Türk kahvesi hazırlıyor, Fatma Hanım için çay demliyor, Elif’in istediği özel kahveleri yapıyor, Defne için mamalar hazırlıyordum. Bulaşıkları yıkıyor, evi topluyor, çöpleri çıkarıyor, çamaşırları asıyordum. Üstelik bütün bunların üstüne şu sözleri işitiyordum: — Evde oturmak iş sayılmaz Zeynep. Emre çalışıp para kazanırken sen rahat yaşıyorsun. Elif yirmi dokuz yaşındaydı. Sözde bir güzellik merkezinde iş aramak için İstanbul’a gelmişti. Ama günlerini sosyal medyada canlı yayın açıp kozmetik ürünleri satarak geçiriyordu. Sürekli benden bir şeyler istiyordu. Kargolarını taşımamı, hassas bluzlarını yıkamamı, marketten soğuk kahve almamı… Çünkü ona göre kendisi “çok meşguldü”. Defne ağladığında ise kayınvalidem hemen söyleniyordu: — Bırak biraz ağlasın. Böyle devam edersen şımarık olur. Patlamanın yaşandığı gün Defne saatlerdir huzursuzdu. Dayanamayınca yardım istedim. — Elif, Defne’yi iki dakika tutabilir misin? Çorba taşmak üzere. Kızımın yanmasına korkuyorum. Elif sanki ondan böbreğini istemişim gibi ellerini kaldırdı. — Ay hayır Zeynep. Bu tırnaklara iki bin beş yüz lira verdim. Çocuk kırarsa parasını sen mi ödeyeceksin? Kayınvalidem ise torununa dönüp bakmadı bile.