Yaşlı Fırıncı Cenaze Evlerine Yıllarca Bedava Ekmek Götürdü
Emre fısıldadı: “Annem mi?” “Evet,” dedi avukat. “Annen. Bu fırının sadece ticarethane değil, mahalle dayanışma noktası olarak kalmasını istemiş. Eğer aile satmaya kalkarsa, mahalle sandığının borcu kapatarak işletmeye ortak olma hakkı var.” Alıcı adam hemen itiraz etti. “Bu çok eski ve geçersiz bir düzenleme olabilir.” Avukat Selma ona baktı. “Hayır. Geçen yıl güncellenmiş. Hasan Bey, Emine Hanım’ın vasiyetini yeniden düzenletmiş. Sadece oğluna söyleyememiş.” Emre babasına döndü. “Sen bunu neden sakladın?” Hasan Usta’nın sesi yoruldu. “Çünkü sen fırından nefret ediyordun. Annenin adını duysam yumuşarsın diye kullanmak istemedim.” “Yumuşamak kötü bir şey mi?” “Senin gözünde öyleydi.” Bu söz Emre’ye ağır geldi. Çünkü doğruydu. Yıllardır babasının karşısında güçlü görünmek için içinde ne varsa taş yapmıştı. Avukat Selma dosyayı kapattı. “Alıcı şirketin ön ödeme teklifi de iptal edilebilir. Çünkü satışa konu mülkün hak durumu tam açıklanmamış.” Alıcı adam dosyasını topladı. “Bununla uğraşmam,” dedi. “Borcunuzla baş başa kalın.” Çıkarken Emre’ye baktı. “Karar verirseniz beni ararsınız. Ama bu kalabalık dağılınca.” Cevdet Usta yolunu kesti. “Bu kalabalık dağılmayacak.” Adam cevap vermeden çıktı. Fırının içinde ilk kez derin bir nefes alındı. Ama mesele bitmemişti. Borç hâlâ vardı. Kepenk hâlâ eskiydi. Fırın hâlâ yorgundu. Ve Emre’nin yarası hâlâ açıktı. Nalan öğretmen defteri tezgâha koydu. “Bu mahalle sandığı yıllar önce kapandı sanılıyordu. Ama Emine Hanım’ın tuttuğu defter bende. Her cenaze evi, gücü yettiğinde sonra bir şey bırakmış. Kimi para. Kimi un. Kimi işçilik. Hasan kabul etmemiş, Emine gizlice kaydetmiş.” Hasan Usta şaşkınlıkla baktı. “Emine bunu bana da söylemedi.” Zeliha teyze gülümsedi. “Çünkü sen ‘iyilik hesaplanmaz’ derdin. O da ‘hesap kötü niyet için tutulmaz, emek unutulmasın diye tutulur’ derdi.” Defter açıldı. Sayfalar yıllar içinden gelmiş gibiydi. “Rıza ailesi: üç çuval un, 1998.” “Zeliha: fırın boyasına yardım, 2001.” “Nalan: okul çocukları için ekmek parası, 2004.” “Cevdet: fırın tepsisi tamiri, ücretsiz.” “Sevgi: Emine ablanın cenazesinde kullanılmayan parayı sandığa bıraktı.” Emre sayfalara baktı. Annesinin el yazısı. Yuvarlak, düzenli, sabırlı. Bir satırda durdu. “Emre için okul ayakkabısı alındı. Sandık değil, Hasan’ın gece fazla çalışmasıyla ödendi.” Emre’nin gözlerinden yaş aktı. “Ben ayakkabıyı komşular aldı sanıyordum.” Hasan Usta’nın sesi titredi. “Ben aldım. Ama sana söylemedim. Çünkü senin üzülmeni istemedim.” “Ben zaten üzülüyordum baba.” Bu cümle ikisinin arasında bir kapı açtı. Kolay bir kapı değildi. Paslıydı. Ama açıldı. O gün satış yapılmadı. Mahalle insanlar gibi değil, kovan gibi çalışmaya başladı. Cevdet Usta arka depodaki bozuk rafları tamir etti. Sevgi ve yanında çalışan kızlar fırını temizledi. Çocuklar eski camdaki boya lekelerini kazıdı. Nalan öğretmen sosyal medya için bir duyuru hazırladı: “Umut Fırını kapanmasın. Bir mahalle geleneği yaşasın.” Ama Hasan Usta bir şart koydu. “Cenaze evine ekmek yine ücretsiz gider.” Emre hemen itiraz edecek gibi oldu. Sonra sustu. Hasan ona döndü.