Yaşlı Koca ve Gizemli Düğün

O iyileşmeye çalışırken her şeyi değiştiren başka bir gerçek öğrendi. Yaşlı bir hemşire koridorda beni durdurdu. "Sana her şey anlatılmamış," dedi. Bana eski kayıtları gösterdi. İlk eşinin ölümü doğal değildi. Bir uyurgezerlik nöbeti sırasında çatıdan düşmüştü. Ondan önce de benzer üç olay atlatmıştı; her seferinde eşim uyanık olduğu için onu kurtarmıştı. "İnsanlar onun tuhaf olduğunu düşünürdü," dedi hemşire. "Ama gerçek şu ki; o bir muhafızdı." Ellerim titremeye başladı. Demek benimle... Beni kurtarmak için evlenmişti. Ve kendini cezalandırmak için. Eve döndüğünde daha sessizdi. Daha savunmasızdı. Artık sandalyeye oturmuyordu. Kapıya yakın bir yerde, yataktan uzak uyuyordu. "Artık izlememe gerek yok," dedi. "Güvendesin." Ama kendisinin güvende olmadığını görebiliyordum. Bir gece ateşi varken sayıkladı: "Gitme... bak... gülümse..." Elini tuttum. "Buradayım." Gözlerini açtı. İlk kez bana korkmadan baktı. "Benden nefret ediyor olmalısın," diye fısıldadı. "Belki eskiden ederdim," dedim. "Ama artık değil." Sonra bir şok daha geldi: uyurgezerlik nöbetlerimin nedeni. Bir doktor, bunun çocukluk travmalarıyla bağlantılı olduğunu, stres yüzeye çıkana kadar bastırıldığını açıkladı. "Kocanız bunu fark etmiş," dedi doktor. "Sizden önce o biliyordu." O gece ilk kez korku yoktu, sadece pişmanlık vardı. "Bana neden söylemediniz?" diye sordum. Pencereden dışarı baktı. "Söyleseydim," dedi, "kaçardın." "Peki ya şimdi?" Derin bir nefes verdi. "Şimdi kaçmak için çok geç."Sağlığı tekrar bozuldu. Bir akşam sessizce dedi ki: "Eğer gidersem—" "Yapmayın," diyerek sözünü kestim. Israr etti. "Evi sat. Babanı yanına al. Yeniden başla." "Ya siz?" Cevap vermedi. O gece nihayet uyuduğunda, sandalyeye oturdum; bir zamanlar beni izlemek için kullandığı o sandalyeye. Roller değişmişti. Onun nefes alışını izledim. Ve sonra fark ettim. Gülümseyiyordu. Anladım ki: tehlike artık ben değildim. O bunca zaman ikimiz için de nöbet tutmuştu. Ertesi sabah bana, "Karar verdim," dedi. "Ne kararı?" "Artık korku içinde yaşamayacağım." Ameliyata girdi; riskli, ağır ve saatler süren bir bekleyiş... Doktor dışarı çıktığında gülümsüyordu. "Başardı." Ağladım; çünkü o an nihayet anlamıştım: bu evlilik bir anlaşma değildi. Karanlıkta birbirini bulan iki kırık insanın hikayesiydi. Ama asıl sınav hala bizi bekliyordu. Bir gece yine aynı rüyayı gördüm: uzun bir koridor, arkamda bir ses, taş gibi ağırlaşan bacaklar. Tek fark, bu kez düşmedim. Durdum. Arkamı döndüm. Ve kendimi gördüm. Çığlık atarak doğruldum. O anında uyandı. "Bir şey gördüm," diye fısıldadım. Başını salladı. "Biliyordum. Bugün ya da yarın olacaktı." O gece, korktuğu şey gerçekleşti. Uykumda ayağa kalktım ve merdivenlere doğru yürüdim; gözlerim açık, bilincim tam yerinde değil. Ama bu sefer sandalyede oturmuyordu. Tam önümde duruyordu. "Dur," dedi. Durdum. Yumuşakça sordu: "Korkuyor musun?" Başımı salladım. Elimi tuttu; sıkı ama nazikçe. "Ben de korkuyorum," dedi. "Ve hala buradayım." İçimde bir şey kırıldı; ama parçalara ayrılmadı, açıldı. Yere değil, onun kollarına düştüm. O geceden sonra bir daha asla uyurgezerlik yapmadım. Doktorlar buna zihnin son çatışması dediler: korku ile güvenin savaşı. Güven kazandı.O büyük evi sattık. Babamın tedavisi bitti. Kimsenin adımızı bilmediği küçük bir kasabaya taşındık. Sandalye yok. Zil yok. Nöbetçi yok. Sadece bir yatak ve iki insan. İlk defa ikimiz de aynı anda uyuduk. Yıllar sonra, sessiz bir uykuda nihayet hayata gözlerini yumduğunda, yanına oturdum ve nefesinin sönüşünü izledim. Gülümseyiyordu. Bu sefer korku yoktu. Biliyordum; tehlike gerçekten bitmişti. Ders basit ama bedeli ağırdı: Bazen en tuhaf görünen adam, aslında en çok koruyandır.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.