Zenginlik ve İntikam Hikayesi
2. Bölüm Geceyi liman yakınlarındaki mütevazı bir otelde geçirdim. Gözüme pek uyku girmedi ama zihnim tuhaf bir şekilde berraktı. Ertesi sabah saat sekizde, durumumu ödül yöneticisi dışında bilen tek kişi olan avukatım Julian Ferrer’in ofisindeydim. Masasında birkaç dosya vardı: Biri loto belgeleri, diğeri yatırım planları ve üçüncüsü emlak ilanlarıydı. Bir mülk hemen dikkatimi çekti; bu, Deniz ve Leyla’nın hayalini kurduğu villanın ta kendisiydi. Seçkin bir mahallede, açık mutfaklı, sonsuzluk havuzlu ve İpek’in özgürce koşabileceği bir bahçesi olan modern bir ev. Orayı zaten iki kez ziyaret etmişlerdi ama maddi güçlerinin çok ötesindeydi. Benim için ise öyle değildi. Julian emin olup olmadığımı sordu. “Onları mahvetmek istemiyorum,” dedim. “Sadece beni gerçekten aile olarak görüp görmediklerini bilmem gerekiyor.” Öğle saatlerine doğru, nakit ödeme teklifimizi sunduk. Elinizde hazır nakit olduğunda ve hızlı hareket ettiğinizde işler çabuk yürür. Satıcı teklifi öğleden önce kabul etti. Her şeyin hukuki olarak güvende olduğundan emin olmak için yeni kurulan bir şirket üzerinden imzaları attım. Bu fevri bir karar değildi; aksine son derece planlıydı. Ayrıca kendim için deniz kenarında, aydınlık, huzurlu, teraslı ve asansörlü daha küçük bir daire satın aldım. İntikam ya da gösteriş istemiyordum. Sadece huzur istiyordum. O öğleden sonra Deniz aramaya başladı. Önce bir kez, sonra defalarca. Mesajlar birbirini izledi: “Anne neredesin?”, “İpek seni soruyor”, “Abartma artık”, “Hadi konuşalım”. Cevap vermedim. Saat beş sularında Leyla, aylardır ilk kez benden bir şey istemeden mesaj attı: “Bu durum yanlış anlaşıldı.” Acı bir gülümsemeyle baktım. Bazı kelimeler, bir anlam ifade etmek için çok geç kalır. Saat yedide Julian’a emlakçıdan bir telefon geldi. Deniz ve Leyla, kredi çekmeye yaklaştıklarını düşünerek villayı tekrar görmeye gitmişlerdi. Onlara mülkün o sabah satıldığı söylenmişti. Deniz, evi kimin aldığını öğrenmek için diretmişti. Sonunda alıcının soyadını öğrendi: Villalba. Benim soyadım. Telefonum durmaksızın titremeye başladı; panik dolu aramalar, mesajlar ve sesli notlar... Hepsini görmezden geldim. Gece yarısı olduğunda nihayet bir mesajı dinledim. Deniz’in sesi titriyordu ve ortada kesinlikle bir yanlışlık olması gerektiğini savunuyordu. Julian bana son bir adım kaldığını hatırlattı: Anahtar teslimi için yüz yüze imza atılması gerekiyordu. Derin bir nefes aldım. Ertesi gün onlarla, hayalini kurdukları o evin tam önünde yüzleşecektim.