11 YIL BOYUNCA ÇOCUK SAHİBİ OLAMADIKTAN SONRA

“Ne demek istiyorsun?” “Merkez bunun önce basit bir kayıt hatası olduğunu düşündü. Ama yapılan incelemede…” Durdu. “Devam et.” “Transfer edilen üç embriyodan ikisinin size ve Bora Bey’e ait olduğu kesinleşti.” Dizlerimin bağı çözüldü. Koltuğa oturdum.“İkisinin?” Aylin başını salladı. “Üçüncü embriyo başka bir çifte aitti.” Sanki biri göğsüme bütün gücüyle vurmuştu. Lalin’i daha sıkı tuttum. Hangisi? O korkunç soru zihnimden geçtiği anda kendimden nefret ettim. Ege mi? Doruk mu? Lalin mi? Ama hemen ardından başka bir düşünce geldi. Umurumda değildi. Üçü de benimdi. Ben onları bedenimde taşımıştım. Kalp atışlarını dinlemiştim. Geceleri hareket ettiklerinde uyanmıştım. Otuz dört hafta boyunca üçünü de korumaya çalışmıştım. “Hangisi?” diye fısıldadım. Aylin yüzüme baktı. “Bunu bilmiyoruz.” “Nasıl bilmiyorsunuz?” “Bebekler doğmadan kesinleştirecek test yapılamadı. Merkez dava korkusuyla sessiz kalmak istedi. Ama…” Bora’ya baktı. “Bora Bey öğrenmişti.” Başımı yavaşça kocama çevirdim. “Ne zaman?” Bora’nın dudakları titredi. “Sen hamileliğin yirmi dokuzuncu haftasındayken.” Birkaç saniye konuşamadım. “Yani aylar önce?” “Melis…” “AYLAR ÖNCE Mİ?” Lalin irkildi. Hemen sesimi düşürdüm. Bora gözyaşlarını tutamıyordu. “Doktor bana seni strese sokmamam gerektiğini söyledi. Erken doğum riskin çok yüksekti.” “Bu yüzden bana söylemedin?” “Başta evet.” “Sonra?” Sustum. Bora da sustu. Asıl cevap o sessizlikteydi. Aylin sertçe konuştu. “Sonra başka aile ortaya çıktı.” Mideme ağrı girdi. “Başka aile mi?” Aylin başını salladı. “Embriyolarından birinin yanlışlıkla size transfer edildiğini düşünen çift.” “Onlar nerede?” “Kadın iki yıl önce hayatını kaybetmiş. Eşi ise gerçeği öğrendiğinde merkeze dava açacağını söyledi.” Bora hemen araya girdi. “Adam çocuklardan birini almak istiyordu.” Aylin başını iki yana salladı. “Sadece istemiyordu. Biyolojik olarak kendisine ait olan bebeğin velayetini almak için mahkemeye başvurmaya hazırlanıyordu.” Kucağımdaki bebeği tutan ellerim kasıldı. “Kimse benim çocuklarımı alamaz.” “Ben de aynısını söyledim,” dedi Bora. Ona baktım. “Bu yüzden mi beni evden kovuyordun?” Bora ağlamaya başladı. “Bugün akşam yedide avukat gelecekti.” “Ne avukatı?” “Karşı tarafın avukatı.” Aylin sözünü tamamladı. “DNA örneği almak için.” Ayağa kalktım. “Benim iznim olmadan mı?” “Hayır,” dedi Aylin. “Ama merkez, Bora Bey’e bir anlaşma sundu.” Bora’nın yüzüne baktım. Nefesim kesildi. “Ne anlaşması?” Aylin bu kez susmadı. “Eğer Bora Bey DNA testine gönüllü izin verir, sonuçlar karşı aileyi doğrularsa merkez bütün tedavi masraflarınızı geri ödeyecek, ayrıca çok yüksek miktarda tazminat verecekti.” Başımı çevirdim. Bora gözlerini yere indirdi. “Sen kabul ettin.” “Hayır.” “Beni evden gönderip bebekleri burada bırakmamı istedin.” “Çünkü seni korumaya çalışıyordum.” Acı bir kahkaha attım. “Beni mi?” “Sen on bir yıl bekledin. Dört bebeğini kaybettin. Bu haberi kaldıramayacağını düşündüm.” “Sen benim neyi kaldırıp kaldıramayacağıma karar verdin.” “Panikledim.” “Hayır, Bora.” Sesim ilk kez sakinleşmişti. “Sen benden gerçeği sakladın.” O sırada kapı tekrar çaldı. Üçümüz de donduk. Aylin saatine baktı. Saat altı elli sekizdi. Bora fısıldadı: “Avukat.” Kapıya yürüdüm. Bora koluma uzandı. “Melis, açma.” Elini çektim. “Bu evden beni kovmaya çalıştığın an, benim adıma karar verme hakkını kaybettin.” Kapıyı açtım. Takım elbiseli orta yaşlı bir adam ve yanında başka bir adam duruyordu. İkinci adamın yüzü bembeyazdı. Gözleri doğrudan evin içindeki bebeklere gitti. Sonra ağlamaya başladı. “Ben Levent,” dedi. Kim olduğunu sormama gerek yoktu. Anlamıştım. Biyolojik baba olabileceğini düşünen adamdı. “Buradan hiçbir bebeği götüremezsiniz.” Levent hızla başını salladı. “Ben çocuk almaya gelmedim.” Bora ona şaşkınlıkla baktı. “Avukatın farklı konuşuyordu.” Levent sertçe yanındaki adama döndü. “Ben DNA testi istedim. Çocuk kaçırmak istemedim.” Sonra bana baktı. “Karım Sema, yıllarca çocuk sahibi olmak için tedavi gördü. Sonra kanser oldu. Embriyolarımızdan bazılarının saklandığını biliyorduk. Ölmeden önce bana tek bir şey söyledi.” Gözleri doldu. “Eğer bir gün onlardan biri dünyaya gelirse, onu annesinden koparma.” Boğazımdaki düğüm büyüdü. Levent devam etti. “Ben sadece bir çocuğumun yaşayıp yaşamadığını bilmek istedim.” İlk kez odadaki herkes sustu. O ana kadar hikâyenin kötü adamını arıyordum. Bora mı? Aylin mi? Levent mi? Klinik mi? Ama karşımda sadece yanlış kararlar, korku ve büyük bir hata vardı. Yine de birinin yaptığı hata, benim çocuklarımı bir dosya numarasına dönüştüremezdi. “DNA testi yapılacak,” dedim. Bora başını kaldırdı. “Melis…” “Elbette yapılacak.” Levent şaşırdı. “Ama tek bir şartla.” Avukata baktım. “Sonuç ne çıkarsa çıksın, çocuklarımdan hiçbiri bir mal paylaşımı gibi konuşulmayacak.” Levent hemen, “Kabul,” dedi. “Ve klinik hakkında resmi soruşturma başlatılacak.” Aylin başını salladı. “Elimde bütün kayıtların kopyası var.” Bora şaşkınlıkla ona baktı. Aylin çantasından küçük bir bellek çıkardı. “Beni kovmalarının sebebi buydu.” Bir hafta sonra testler yapıldı. Hayatımın en uzun yedi günüydü. Bebeklerimizi besledim. Altlarını değiştirdim. Geceleri başlarında bekledim. Bora ise misafir odasında kaldı. Onunla neredeyse hiç konuşmadım. Sonuçların geldiği sabah hepimiz aynı odadaydık. Doktor dosyayı açtı. “Ege ve Lalin, Melis ve Bora’nın biyolojik çocukları.” Elimi ağzıma kapattım. Doktor devam etti. “Doruk ise…” Levent gözlerini kapattı. “Levent Bey ve merhum eşi Sema Hanım’ın biyolojik çocuğu.” O anda Doruk benim kucağımdaydı. Yüzüne baktım. Daha yirmi dört günlük küçücük bir bebekti. Benim kokumu tanıyordu. Sesimi duyduğunda sakinleşiyordu. Onu biraz daha sıkı sardım. Levent bana doğru bir adım attı. Ben istemsizce geri çekildim. O durdu. “Merak etmeyin.” Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Onu sizden almaya çalışmayacağım.” Aylar süren mahkemeler, incelemeler ve uzman görüşmelerinden sonra Doruk’un yasal olarak bizim oğlumuz olarak kalmasına karar verildi. Levent hayatımızdan çıkmadı. Ama babalık iddiasıyla da gelmedi. Doruk büyüdükçe onu tanıyabilecekti. Sema’nın fotoğraflarını görebilecek, biyolojik geçmişini bilecekti. Çünkü hiçbirimizin bir çocuğun gerçeğini ondan saklamaya hakkı yoktu. Bora’yla evliliğimiz ise kurtulmadı. Klinik hatası yüzünden değil. Doruk yüzünden hiç değil. Bora’yı hâlâ seviyordum. Ama sevgi, güvenin yerine geçemiyordu. Ben en savunmasız olduğum dönemde o benim için karar vermiş, gerçeği saklamış ve beni kendi çocuklarımın bulunduğu evden göndermeye çalışmıştı. Bir yıl sonra boşandık. Çocuklarının hayatında kaldı. İyi bir baba olmaya çalıştı. Ben de ona bunun için hiçbir zaman engel olmadım. Aradan altı yıl geçti. Bugün Ege, Doruk ve Lalin aynı okulda birinci sınıfa başladılar. Sabah üçünü kapının önünde yan yana görünce gözlerim doldu. Ege çantasını yanlış takmıştı. Lalin saçındaki tokayı kaybetmişti. Doruk ise her zamanki gibi ikisinin ortasında duruyordu. Levent uzaktan onları izliyordu. Bora birkaç metre yanımdaydı. Hayat, hayal ettiğim aileyi bana vermemişti. Ama bana başka bir şey öğretmişti. Aileyi sadece kan bağı kurmuyordu. Bir çocuğu dünyaya getirmek, onun annesi ya da babası olmanın başlangıcıydı. Asıl aile, gerçeği öğrendiğinde bile onu terk etmeyen insanlardan oluşuyordu. Doruk okul kapısından girmeden önce geri koştu. Boynuma sarıldı. “Anne, çıkışta burada olacaksın değil mi?” On bir yıl önce banyoda yere oturup anne olamayacağımdan korktuğum günü hatırladım. Sonra oğlumun saçlarını öptüm. “Her zaman.” Doruk gülümsedi ve kardeşlerinin yanına koştu. Onları yan yana okulun kapısından geçerken izledim. Ve sonunda şunu anladım: Hayat bana üçüzler vermemişti. Hayat bana üç çocuk vermişti. Biri bedenimden, biri kalbimden, biri de ikisinden birden bana bağlanmıştı. Ama üçünün de bana söylediği isim aynıydı. Anne.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.