22 Yıllık Evliliğimi Yıkan Dosya
“Doruk Lojistik’in sahibi olduğun hâlde neden bana bunun senin şirketin olduğunu söylemedin?” Meriç’in yüzündeki gülümseme dondu. Önce dosyaya, sonra Tardu’ya baktı. O kısa bakış, yıllardır sakladıkları her şeyi itiraf etmeye yetiyordu. “Ne demek istediğini anlamadım,” diye mırıldandı. Dosyayı açıp ilk faturayı önüne koydum. “Bu senin şirketin. Bu da benim şirketimden aldığınız 135.000 TL’nin bir kısmına ait fatura. Depolama hizmeti verdiğinizi iddia ediyorsunuz. Bana deponun adresini söyleyebilir misin?” Meriç cevap vermedi. Tardu sandalyesini geriye itti. “Ferzane, bunu konuşmanın daha medeni yolları var.” “Dört yıldır arkamdan çevirdiklerinizi konuşmanın hangi yolu medeni olurdu?” Tardu’nun yüzü gerildi. Meriç kadehini bırakırken eli titriyordu. Sonunda kocam öne eğildi. “O dosyadakiler önemli değil. Asıl bilmediğin şeyi öğrenince bu kadar rahat konuşamayacaksın.” İçimde bir ürperti dolaştı. “Öyleyse anlat.” “Almila’nın yeni çalışmaya başladığı şirketin en büyük müşterilerinden biri Doruk. Kutay’ın da geçen yaz yaptığı stajı ben ayarladım. İkisi bazı evraklara imza attı. Bu mesele büyürse çocuklarımızın isimleri de dosyalara girer.” Bir an nefes alamadım. Tardu bunu görünce kendinden emin bir ifadeyle arkasına yaslandı. “Şimdi anladın mı? Hepimizin kaybedeceği şeyler var.” Meriç telaşla araya girdi. “Tardu, çocukları karıştırmayacağımıza söz vermiştin!” Kocam sertçe ona döndü. “Sen sus!” İşte o anda anladım. Karşımdaki iki insan yalnızca beni değil, birbirlerini de kandırmıştı. Telefonumu masanın üzerine koydum. “Çocuklarımın adını bir daha tehdit olarak kullanma. Gerçekten bir belge imzaladılarsa bu da incelenir. Ama bu beni susturmaz.” Tardu ayağa kalktı. “Pazartesi bankaya gitmezsen şirketin biter. Depo sözleşmelerini ben yönetiyorum. Siparişlerin nasıl yetiştirileceğini sanıyorsun?” “Onu yarın düşüneceğim. Şimdi evimden çıkmanızı istiyorum.” “Burası benim de evim!” “Bu konuda avukatlarımız konuşacak.” Meriç çantasını kaptı. Kapıya yönelirken bir kez dönüp bana baktı. “Ferzane, her şey göründüğü gibi değil.” “Keşke bunu inanabileceğim birinden duysaydım.” İkisi çıktıktan sonra masadaki üç tabağa uzun süre baktım. Annemin porselenlerinden biri Meriç’in aceleyle kalkarken çarpması sonucu çatlamıştı. Onu elime aldım, sonra dikkatlice yerine bıraktım. Gece yarısına doğru Cevahir’i aradım. Tardu’nun çocuklarla ilgili söylediklerini aktardığımda sesindeki sakinlik değişmedi. “Önce belgeleri görelim. Bir evrakta isimlerinin geçmesi, yanlış yaptıkları anlamına gelmez. Ama gecikmeden durumlarını öğrenmeliyiz.” Pazar sabahı Almila’yı ve Kutay’ı eve çağırdım. İkisi de yüzümdeki ifadeyi görünce bir şeylerin ters gittiğini anladı. Her şeyi anlatırken yalnızca gerekli belgeleri gösterdim. Babalarının ve Meriç’in ilişkisini, şirketten çıkan paraları ve planlanan krediyi saklamadım. Kutay yumruğunu sıktı. “Babam bunu sana nasıl yapar?” Almila ise sessizce önündeki kâğıda bakıyordu. “Anne,” dedi sonunda, “geçen ay Meriç bana bir dosya imzalattı.” Kalbim hızlandı. “Nasıl bir dosya?” “Çalıştığım şirketin Doruk’la yaptığı sevkiyatların teslim kayıtlarıydı. Bana sadece teslim edilen dosyaları onayladığımı söylediler. Ben de yeni başladığım için prosedür sandım.” Kutay başını kaldırdı. “Ben de stajdayken birkaç irsaliyeyi sisteme işlemiştim. Ama malları hiç görmedim. Belgeler bana e-postayla gönderiliyordu.” Bir an çocuklarımın da bu düzenin içine nasıl çekildiğini düşündüm. Sonra Almila’nın elini tuttum. “Şimdi önemli olan neyi gerçekten gördüğünüzü, neyi sadece söylenene güvenerek yaptığınızı açıkça anlatmanız.” O gün ikisi de ellerindeki yazışmaları kendi işyerlerinin kayıt düzenini bozmadan muhafaza etti. Cevahir, çocukların gerekirse kendilerinden bağımsız hukuki danışmanlık alabileceklerini anlattı. Kimsenin adına bir savunma uydurmadık. Pazartesi sabahı bankaya gitmedim. Önceden yaptığımız yetkisiz işlem bildiriminin yazılı teyidini istedim. Ardından Şimal’la şirket merkezinde buluştum. Depo sorumlusu Sencer bizi bekliyordu. Önüne koyduğumuz sevkiyat çizelgesini görünce şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. “Bu ürünler bizim depomuza hiç gelmedi,” dedi. “Emin misin?” “Bu sipariş numaralarının çoğu aynı gün iptal edilmiş. İade kayıtları da var. Ama Doruk’a hizmet bedeli ödenmiş görünüyor.” Şimal her kaydı tarih ve işlem numarasıyla eşleştirdi. Gün sonunda, gerçekten alınmış olabilecek hizmetlerle desteklenmeyen ödemeleri ayıran ilk rapor hazırdı. Ortada henüz kesinleşmiş bir suç kararı yoktu ama ciddi bir usulsüzlük şüphesi vardı. Tam ayrılacağımız sırada şirketimizin muhasebe görevlisi kapıyı çaldı. “Ferzane Hanım, bir şey göstermem gerekiyor.” Elinde eski bir banka dekontu vardı. “Geçen yıl Tardu Bey, Doruk’un hesap numarasının değiştiğini söylemişti. Fakat ilk ödemeleri yaptığımız hesap başka birinin adına kayıtlıymış.” Şimal belgeyi inceledi. “Kimmiş?” “Bir şahıs işletmesi. Sahibi Tardu Yalçın.” Kocamın yalnızca Meriç’in şirketine ödeme yaptırmadığı, bazı paraları doğrudan kendi kontrolündeki hesaba yönlendirmiş olabileceği ortaya çıkıyordu. O akşam Tardu’dan mesaj geldi. “Konuşmalıyız. Meriç bütün suçu bana atıyor. Sana gerçeği anlatacağım.” Cevahir’in önerisiyle yüz yüze bir tartışmaya girmedim. İddialarını avukatına iletebileceğini yazdım. Ertesi gün Tardu’nun avukatı aracılığıyla bir açıklama geldi. Kocam, bazı ödemelerin kendi hesabından geçtiğini kabul ediyor, bunların şirket adına yaptığı masrafların karşılığı olduğunu savunuyordu. Ancak talep edilen faturaları ve teslim belgelerini sunamıyordu. Meriç ise başka bir avukat aracılığıyla Doruk’un gerçek bir şirket olduğunu, kimi hizmetlerin alt yükleniciler tarafından verildiğini bildiriyordu. Kayıtların incelenmesine itiraz etmeyeceğini söylüyor ama parayı hemen geri ödemeyi kabul etmiyordu. İkisinin birbirine düşmesi, kaybolan parayı kendiliğinden geri getirmemişti. Haftanın sonunda daha büyük bir sorunla karşılaştım. Depo genişletmesi iptal edilmişti ama önceden kabul ettiğimiz kış koleksiyonu siparişlerini yetiştirmek için yeni bir dağıtım düzeni kurmamız gerekiyordu. Çalışanları toplantıya çağırdım.