37 Yıllık En Yakın Arkadaşım
Nermin gözlerini kapattı. Avukat konuşmaya devam etti. “Öncelikle bilmenizi isterim ki Levent Bey ile Nermin Hanım arasında romantik bir ilişki olduğuna dair bu dosyada herhangi bir bilgi bulunmuyor. Ancak birlikte sakladıkları bir geçmiş var.” Nermin sonunda konuştu. “Benim gerçek soyadım çocukken kullandığım soyadım değildi, Nazan.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne demek istiyorsun?” “Annemle babam diye tanıdığın insanlar beni yedi yaşımdayken yanlarına aldı. Resmî işlemler daha sonra tamamlandı. O yıllarda ailemle ilgili çok zor şeyler yaşanmıştı.” Bunu bilmiyordum. Nermin'in ailesini her zaman kendi ailesi olarak görmüştüm. Annesinin sevgi dolu gülümsemesini, babasının okul gösterilerinde çektiği fotoğrafları hatırlıyordum. “Neden bana söylemedin?” “Çünkü çocukken terk edilmiş olduğumu söylemekten utanıyordum. Büyüdüğümde ise gerçeği anlatmak her geçen yıl zorlaştı.”Haluk dosyadaki eski fotoğrafı işaret etti. “Levent Bey, üniversite yıllarında aile geçmişine ilişkin bazı belgelerin bulunduğu bir yardım kuruluşunda gönüllü olarak çalışmış. Nermin Hanım da biyolojik ailesine ulaşmak amacıyla oraya başvurmuş.” Nermin gözlerimin içine baktı. “Levent'le ilk kez orada tanıştık. Sen onunla karşılaştığında birbirimizi zaten tanıyorduk.” “Peki neden ikiniz de bunu sakladınız?” “Çünkü geçmişimi kimsenin bilmesini istemedim. Levent'e de anlatmaması için yalvardım.” Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Yalnızca bu yüzden mi bütün bu korku?” Nermin ağlamaya başladı. “Hayır. Asıl mesele başka.” Haluk ikinci zarfı açtı. İçinden eski bir mektup ve birkaç fotoğraf çıktı. Mektup annemin el yazısıyla yazılmıştı. Bir anda donakaldım. Annem yıllar önce ölmüştü. El yazısını hemen tanımıştım. “Nermin'in annesiyle senin annen gençliklerinde yakın arkadaşmış,” dedi Haluk. “Nermin'in biyolojik ailesinin dağıldığı dönemde anneniz ona yardım etmeye çalışmış.”Mektubu elime aldım. Annem, Nermin'in küçük yaşta yaşadığı kayıpları anlatıyordu. Ailesinin yanında büyüyememesinin onun seçimi olmadığını, bir gün kendini suçlarsa gerçeğin ona açıklanmasını istediğini yazmıştı. Son satırda benimle ilgili bir cümle vardı. “Nazan'ın sana verdiği dostluğu kaybetmekten korkma. Çünkü bir gün gerçekleri öğrendiğinde seni geçmişin için değil, yanında olduğun insan olduğun için sevecektir.” Gözlerim doldu. “Annem biliyor muydu?” Nermin başını salladı. “Evet. Ama ben sana anlatmaya hazır değildim. Annen bana bunu kendi zamanımda yapabileceğimi söyledi.” “Peki Levent?” “Yıllar sonra biyolojik ailemle ilgili yeni kayıtlar ortaya çıktığında bana yardım etti. Seninle konuşmam için defalarca cesaret verdi. Ben hep korktum.” Haluk önümüze son belgeyi koydu. Levent, ölümünden önce Nermin'in geçmişiyle bağlantılı bir sosyal destek projesi için para ayırmıştı. Çocuklukta ailelerinden ayrılmış insanların eğitim ve barınma ihtiyaçlarına katkı sağlayan küçük bir kuruluşla anlaşma yapılmıştı. Nermin'den projenin çalışmalarına katılması istenmişti.Ama Nermin bunu kabul etmekte zorlanmıştı. “Çünkü herkes benim kim olduğumu öğrenirse senden de uzaklaşacağımı düşündüm,” dedi. “Yani bütün bunları yıllardır sırf geçmişinden utandığın için mi sakladın?” “Başta öyleydi. Sonra başka bir şey oldu.” Sesi titredi. “Levent hastalandığında bazı sağlık randevularında ona ben eşlik ettim. Seni üzmemek için bunu söylemememi istedi. Ama ben onun ne kadar korktuğunu gördüm. Sana her şeyi anlatması gerektiğini söyledim. O ise önce kendisini toparlamak istedi.” Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Ben bunların hiçbirini bilmiyordum.” “Biliyorum. Ve bu yüzden kendimi affedemiyorum.” Levent'in son aylarını düşündüm. Bazen yorgun olduğunu söylediği günleri, benim onu dinlenmeye zorladığım akşamları, Nermin'in sessizce yanımızda oturuşunu hatırladım. “Peki neden bana söylemedi?” Haluk cevap verdi. “Levent Bey gerçeği açıklamak için bir mektup bırakmış. Ama tıbbi kararlarını sizden saklamış olmasının doğru olmadığını da mektubunda kabul ediyor.”Mektubu açtım. Levent'in el yazısı karşıma çıkınca kendimi tutamadım. “Nazan'ım, sana söyleyemediğim şeyler için üzgünüm. Seni koruduğumu düşünürken aslında seni gerçeğin dışında bıraktım. Nermin'in geçmişini öğrenince ona yardım ettim çünkü senin ona duyduğun sevgiyi biliyordum. Hastalığım ilerlediğinde onun desteğini kabul ettim ama sana bazı korkularımı anlatamadım. Bu benim hatamdı. Lütfen Nermin'i benim suskunluğumun tek sorumlusu olarak görme. Ona sır saklaması için ben de baskı yaptım.” Mektubu göğsüme bastırdım. Levent artık hayatta değildi. Ona kızabilir, özleyebilir, hatta bazı kararlarını asla anlayamayabilirdim. Ama cevaplarını kendisinden duyamayacaktım. Nermin'e döndüm. “Beni neden bu kadar korkuttun?” “Çünkü sana gerçeği söyleyince yıllardır kurduğumuz her şeyin yıkılacağından korktum.” “Dün gece bana anlatabilirdin.” “Anlatmalıydım. Ama yıllarca sustuktan sonra yine korkaklık ettim. Ayrıca bugünkü belgeleri görmeden bazı şeyleri eksik anlatacağımı düşündüm. Bu seni korkutmamı haklı çıkarmıyor.” Haklıydı. Bana yaşattığı korku gereksizdi ve bunu bilmesi gerekiyordu.Bana güvenmeliydin,” dedim. “Biliyorum.” “Sen benim geçmişimden hiçbir zaman korkmadın. Benim neden seninkinden korkacağımı düşündün?” Nermin yüzünü ellerinin arasına aldı. “Çünkü kendimi hiçbir zaman senin kadar sevilebilir hissetmedim.” O cümle içimde bir yere dokundu. Otuz yedi yıldır yanımda duran kadının kendini hâlâ yedi yaşında terk edilmiş küçük bir kız gibi hissettiğini ilk kez anladım. Ama anlamak, yaşadığım kırgınlığı ortadan kaldırmıyordu. O gün Nermin'e sarılmadım. Otele döndüğümüzde biraz yalnız kalmak istediğimi söyledim. Sahilde tek başıma yürüdüm. Levent'in mektubunu tekrar okudum. Dalgaların kıyıya vurduğu yerde uzun süre oturdum. Akşam Nermin yanıma geldiğinde gözleri kızarmıştı. “Sana son bir kez özür dilemek istiyorum,” dedi. “Özür dilemen yeterli değil. Bir daha benim hayatımla ilgili gerçekleri benden saklamayacağına güvenmem gerekiyor.” Başını salladı. “Haklısın.” “Levent'in hastalığıyla ilgili bildiklerini öğrenmek isterdim. Bu bana ait bir haktı.” “Biliyorum. Onun isteğine uymakla sana karşı dürüst olmak arasında kaldım. Yanlış seçim yaptım.” Uzun süre sessiz kaldık. Sonra çantamdan dün çektiğimiz fotoğrafı açtım. İkimiz de gülüyorduk. Oysa o fotoğrafın hemen ardından hayatımızın değişeceğini bilmiyordum. “Bu bizim son fotoğrafımız olmayabilir,” dedim. “Ama bundan sonra dostluğumuzun eskisi gibi olması zaman alacak.” Nermin ağlayarak başını salladı. “Ne kadar zaman gerekiyorsa beklerim.” Aylar sonra Levent'in destek olmak istediği kuruluşun ilk etkinliğine birlikte katıldık. Nermin sahneye çıkıp çocukluk hikâyesini anlattı. İlk kez geçmişini saklamadan konuşuyordu. Ben salonda oturup onu dinledim. Konuşmasını bitirdiğinde insanlar alkışladı. Nermin gözlerini kalabalığın arasında gezdirdi ve beni buldu. Gülümsedim. Etkinlikten sonra yanıma geldi. “Seninle yeniden fotoğraf çekilebilir miyiz?” diye sordu.Bu kez ben güldüm. “Tabii. Ama sakın buna son fotoğrafımız deme.” Yan yana durduk. Telefonu kaldırdım. Nermin çocukluğumuzdaki gibi komik bir yüz yaptı. Ben de ona uyup güldüm. Deklanşöre bastığım anda anladım ki gerçek dostluk, hiç hata yapmamak değildi. Bazen gerçeği öğrenince kırılmak, uzaklaşmak, sonra da güveni yeniden kurmak için emek vermekti. Levent'in yokluğu hâlâ canımı yakıyordu. Nermin'in yıllarca sakladığı gerçekler de kolayca unutulacak şeyler değildi. Ama artık ikimizin de birbirinden saklanmasına gerek yoktu. Ve otuz yedi yılın ardından ilk kez dostluğumuzu alışkanlıkla değil, bütün gerçekleri bilerek seçiyorduk.