Annem, SGK hastanesinde bir yatağın üzerinde, elleri buz gibi, ayakları şişmiş halde

Dışarıda yağmur şiddetlendi. Tavanın deliklerinden damlayan su, annemin börek açtığı plastik masaya düşüyordu. Kutuya her şeyi geri koyarken kapı çaldı. Ama öyle misafir gibi değil. Emir gibi. —Elif, aç kapıyı. Murat’tı. İçim buz kesti. Selin’in sesi arkadaydı: —Biliyoruz oradasın. Cevap vermedim. Kutuyu kaptım, annemin çuval sakladığı küçük odaya koştum. Bir kovanın içine gizledim. Üstünü eski kıyafetlerle örttüm. Sonra telefonu aldım ve tek bir numarayı aradım. SGK hastanesindeki hemşire. Arka tarafa yazdığı numaraydı. Üçüncü çalışta açtı. —Elif? —Kutuyu buldum. Sessizlik oldu. Sonra dedi ki: —Kapıyı açma. —Murat dışarıda. —O senin öz kardeşin değil, değil mi? Nefesim kesildi. —Siz biliyordunuz. —Annen bana bir adres bıraktı. Bugün. Saat beşe kadar. Tarihi Merkez. 5. Sokak. Sırrı Noterliği. Kapı daha sert vuruldu. —Elif! Saçmalama! Saatime baktım. Üç buçuktu. Hemşire sesini alçalttı: —Annen başka bir şey daha bıraktı. Ve seni arayan tek kişi biz değiliz. Telefonu kapattım. Arka kapıdan çıktım. Komşu Fatma’nın avlusuna atladım. Dizim çizildi. Fatma bulaşık yıkıyordu. —Kızım ne yapıyorsun? —Sonra anlatırım. Evi gösterdi. Murat hâlâ kapıyı yumrukluyordu. —Git, dedi sadece. —Ben görmedim. Koştum. Sokak, yağmur, kaygan terlikler… ve göğsüme yapışmış annemin mektubu. Merkeze giden dolmuşa bindim. Şehir camdan akıyordu: ıslak kaldırımlar, minareler, kablolar, insanlar… sanki benim dünyam yeni kırılmamış gibi. Noterliğe vardım. Eski bir bina. “İstanbul Tarihi Merkez Noterliği – Noter Sırrı” Sekreter baştan aşağı süzdü. —Randevunuz var mı? —Ben Elif Yılmaz. Ayşe Yılmaz’ın… ya da Marina Akar’ın kızıyım. Yüzü değişti. Hiçbir şey söylemeden kalktı. İki dakika sonra yaşlı bir adam çıktı. Elinde baston, gri takım elbise. —Elif. Sormadı. Beni bekliyormuş gibi. —Buyur. İçeri girdim. Ahşap kokusu, kahve ve eski dosyalar… Kapı kapandı. —Annen dört ay önce geldi. Dizlerim boşaldı. —Neden bana söylemediniz? —Çünkü Akar ailesinden korkuyordu. Ve Murat’tan seni korumak istiyordu. —O biliyordu. —Evet. Birileri ona ulaşmış. Bana kalın bir dosya verdi. —Bu, Marina Akar del Valle’nin vasiyetidir. Hukuken geçerlidir. İlk sayfayı açtım. Adım oradaydı. Elif Yılmaz. Tek varis. Tüm mal varlığının sahibi. Nefesim kesildi. —Ben bunu istemiyorum —dedim. Noter üzgün baktı. —Annen bunu biliyordu. Küçük bir zarf uzattı. Üzerinde annemin yazısı: “Mija…” Açtım. “Bunu reddetme. Benim hayatımın bedeli bu. Lüks için değil. Kimseye boyun eğmemen için. Biz fakir değildik Elif. Ben seni kimse satın almasın diye aç kaldım.” Ağladım. Gerçekten. Noterin ofisinde, çamura bulanmış spor ayakkabılarımla ve yağmurdan, annemden ıslanmış yüzümle duruyordum. —Daha fazlası var —dedi. Her zaman daha fazlası vardı. Noter derin bir nefes aldı. —Akar ailesi sadece sessizlik satın almıyordu. Annen, aile şirketinden hisse alma hakkına sahipti. Babası Arda Akar iki yıl önce öldü. Asıl vasiyette Marina da vardı. Ama aile, onun 1991’de öldüğünü bildirdi. —Ne? —Onu ölü gösterdiler ki her şeyi paylaşabilsinler. Donup kaldım. Annem yaşıyordu. San Baltazar’da tamales satarak yaşıyordu. Ama kâğıtlarda çoktan gömülmüştü. —O biliyor muydu? —Geç öğrendi. O yüzden 17 Mart’ı işaretledi. O gün bir ödeme aldı ve bir tehdit. Ya son parayı kabul et ya da kızının peşine düşeriz dediler. Elimi göğsüme götürdüm. —Bana mı? —Sen, Marina’nın ölmediğinin kanıtısın. Ve aynı zamanda mirasçısın. Ofis telefonu çaldı. Sekreter dışarıda açtı. Sonra kapı çalındı. Yüzü bembeyazdı. —Avukat… Kenan Akar geldi. Noter dosyayı kapattı. —Başladılar. Kapı izinsiz açıldı. Yaklaşık elli yaşında bir adam girdi. Lacivert takım elbise. Parlak ayakkabılar. Gazete yüzü. Onu İstanbul’un lüks ilan panolarından tanıdım. Kenan Akar. Annemin ailesinden biri. Ya da artık düşmanı. Arkasında iki avukat vardı. Ve Murat. Sözde kardeşim. Üstü başı ıslak, yüzü öfkeden gerilmişti. Selin kapıda kaldı, her şeyi hesaplar gibi bakıyordu. Kenan Akar gülümsedi. —Elif. Seni görmek güzel. Annen için üzgünüz. O gülümsemeye bir kuruş bile inanmadım. —O yüzle “annem” deme. Gülümsemesi dondu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.