Bir Yanılgının Bedeli

Henüz çok zayıftım ve kendime gelmeye çalışıyordum; tam o anlarda kocam, yanında başka bir kadınla hastane odama girdi. Kadın, kolundaki siyah lüks çantayı adeta bir ödül gibi taşıyor, kırmızı ojeli tırnaklarıyla deriye hafifçe vuruyordu; çektiğim acı ikisinin de umurunda bile değil gibiydi. Yatağımın hemen yanında, üç yeni doğan oğlumuz şeffaf bebek yataklarında, minik birer mucize gibi kundaklanmış halde uyuyordu. Bir günden fazla süredir dinlenmemiştim. Bedenim paramparça gibiydi, yüzüm şişmişti ve nemli saç tellerim alnıma yapışmıştı. Ve karşımda, beş yıldır evli olduğum adam, Ahmet Yılmaz duruyordu; sanki bir şey kazanmış gibi gülümsüyordu. Yanındaki kadın, yani Cansu Aydın, başını hafifçe yana eğerek beni süzdü. “Aa,” dedi sessizce. “Bana anlattığından da kötü görünüyormuş.” Ahmet kahkaha attı. O ses, vücudumdaki dikişlerden daha çok canımı yaktı. Yüzünde ufacık da olsa bir suçluluk kırıntısı arayarak ona dik dik baktım. Hiçbir şey yoktu. Üzerinde jilet gibi lacivert bir takım elbise vardı, etrafa pahalı bir parfüm kokusu yayıyordu ve bana, bu anın provasını daha önce yapmış bir adamın planlı gaddarlığıyla bakıyordu. Ardından battaniyemin üzerine bir dosya fırlattı. “Boşanma belgelerini imzala,” dedi. Parmaklarım çarşafı sıkıca kavradı. “Burada mı?” diye fısıldadım. “Başka nerede?” Gözleri tiksintiyle üzerimde gezindi. “Kendine bak, Elif. İşi bu kadar kolaylaştırdığım için bana dua etmelisin.” Cansu, kokusu odayı dolduracak şekilde daha da yaklaştı. “Ahmet yeni bir başlangıç istiyor,” dedi. “Göz önünde, toplum içinde bir başlangıç.” Bebeklerimden biri mırıldandı. Ona doğru uzanmaya çalıştım ama karnıma keskin bir ağrı saplandı. Ahmet kılını bile kıpırdatmadı. “Bunu planlamıştın,” dedim sessizce. “Hayır,” diye yanıtladı. “Sadece hayatımın standardını yükselttim.” Cansu gülümsedi ve kolundaki çantayı hafifçe yukarı kaldırdı. “Zevki gerçekten çok iyidir.” Kapının yanında duran bir hemşire dehşet içinde donakaldı. Ahmet onu fark etti ve anında o etkileyici ses tonuna büründü. “Ailevi, özel bir mesele,” dedi. Hemşire, hiç istemediği belli olsa da odadan çıktı. Önümdeki belgelere baktım. Boşanma dilekçesi. Velayet sözleşmesi. Mal rejiminden feragat beyanı. Her sayfa beni temiz bir şekilde yok etmek üzere tasarlanmıştı. “Evi de bırakmamı mı istiyorsun?” diye sordum. “Evimizi,” diyerek düzeltti. “Şimdilik.” Kalp atışlarım yavaşladı. Bu onun ilk hatasıydı. Acının beni çaresiz bıraktığını sanıyordu. Kalemi elime aldım. Ahmet’in gülümsemesi daha da genişledi. Sonra kalemi tekrar yerine bıraktım. “Hayır.” Yüz ifadesi anında buz kesti. “Dramatik olmayı kes,” diye çıkıştı. “İşin yok, paran yok, üç tane de bebeğin var. Avukatlarım seni mahvedecek.” Önce Cansu’ya, sonra kolundaki çantaya, ardından tekrar kocama baktım. “Avukatların sana bunu mu söyledi?” Çenesi kasıldı. Başka hiçbir şey söylemedim. Onlar gittikten sonra telefonuma uzandım ve annemle babamı aradım. Annem telefonu anında açtı. Sesim titreyerek, “Onun hakkında yanılmışım. Siz haklıydınız,” dedim. Kısa bir süre sessizlik oldu. Ardından babamın o sakin, güven veren sesi telefondan duyuldu. “Oğlanlar güvende mi?” “Evet.” “O zaman bu gece ağla,” dedi. “Yarın başlıyoruz.” Ahmet benim kaybettiğimi sanıyordu. Anne ve babamın gerçekte kim olduğundan zerre kadar haberi yoktu.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.