Dede, benim anne babama kira ödediğimi öğrendiğinde yemeyi bıraktı
Dede Hasan çatalını tabağın üzerine bıraktı ve yılbaşı sofrasında bir anda herkes sustu. İçim buz kesti. Annem Ayşe dudaklarını sıktı. Babam Ahmet, haksızlığı normal göstermek ister gibi kuru bir kahkaha attı. “Başlama baba,” dedi. “Mehmet artık büyüdü. Yirmi altı yaşında. Katkı sağlaması lazım.” Dedem ona bakmadı. Bana baktı. “Sana soruyorum Mehmet. Ne kadar veriyorsun?” Yutkundum. Dışarıdan havai fişek sesleri, sokakta çocukların bağırışları ve müzik geliyordu. İçerideyse hava, tüm pencereler kapatılmış gibi ağırdı. “Ayda sekiz bin lira,” dedim. Anneannem Emine eliyle göğsünü tuttu. “Sekiz bin mi?” Annem hemen araya girdi. “Kira değil bu. Eve katkı. Hepimiz ortak oluyoruz.” Kısa, buruk bir kahkaha attım. “Ben avludaki müştemilatın küçük odasında kalıyorum anne. Yemeğimi kendim alıyorum, telefonumu, benzini, arabamın sigortasını ödüyorum. Üstüne bir de elektrik ve internetin yarısını veriyorum.” Kız kardeşim Elif birden başını kaldırdı. “Ay Mehmet, abartma. Sanki seni zincire vurduk.” “Öyle demedim.” “Ama öyle anlatıyorsun,” dedi. “Benim iki çocuğum var. Çocuk büyütmenin ne kadar zor olduğunu bilmiyorsun.” Ona sertçe baktım. “Sen kreş parası vermiyorsun. Annem her gün Efe ile Ali’ye bakıyor.” Elif’in yüzü kızardı. Babam masaya yumruğunu vurdu. “Yeter artık.” Ama dedem artık yemiyordu. Bakışı sertti; yıllar önce amcamızın cenazesinde gördüğüm o bakış. “Elif,” dedi yavaşça, “burada yaşamak için para veriyor musun?” Ağzını açtı ama cevap veremedi. Babam onun yerine konuştu. “Hayata tutunmaya çalışıyor. Yeni boşandı.” Dedem yavaşça başını salladı. “Peki kaç yıldır ‘tutunuyor’?” Annem gözlerini yere indirdi. “Bu adil değil Hasan.” “Hayır,” dedi dedem. “Adil olmayan şey, bir oğuldan penceresiz bir odada yaşaması için para almak; diğerine ev, yemek, bakıcı verip bir de ‘garibim’ demek.” Elif bir anda ayağa fırladı, sandalye gıcırdadı. “Bana böyle konuşamazsın!” Dedem sesini yükseltmedi. “Otur.” Ve Elif, yıllardır ilk kez oturdu. Dedem tekrar bana döndü. “Mehmet, ne zamandır veriyorsun?” Boğazım düğümlendi. “On dokuz yaşımdan beri.” Anneannem dua mırıldandı. Annem hızlıca araya girdi: “Kendi istedi, yardım etmek istedi.” Ona baktım. “İlk iki bin liraydı çünkü babam ev masrafları ağır dedi. Sonra dört bin oldu. Sonra altı. Şimdi sekiz.” Babam dişlerini sıktı. “Çünkü her şey pahalandı. Hayat bu. Burası otel değil.” “Ama Elif bedava yaşıyor,” dedim. Elif acı bir kahkaha attı. “Benim çocuklarım var Mehmet. Çocuklarımın yediğine mi karışıyorsun?” “Ben çocuklarına değil,” dedim. “Ben onların arkasına saklanıp benim hayatımı değersizleştirmenize karışıyorum.” Masa tamamen sustu. Annem ağlamaya başladı. “Aileyi dağıtıyorsun.” İçimde hem öfke hem kırgınlık vardı. “Ben dağıtmıyorum anne. Sadece herkesin bildiğini söylüyorum.” Babam parmağını bana uzattı. “Annenle böyle konuşamazsın.” Dedem ayağa kalktı. “Hayır. Siz onunla yıllardır böyle konuşuyorsunuz.” Babam da ayağa kalktı. “Burası benim evim.” Dedem gözünü kırpmadı. “Bu evi sen, ben sana borç verirken aldın Ahmet. Bunu unutma.” Babam bir anda soldu. Bunu ilk kez duyuyordum. Dedem ceketini aldı. “Mehmet, eşyalarını topla.” Annem şaşkındı. “Ne?” “Bu gece bizimle geliyor.” Babam sertçe güldü ama sesi titredi. “Öyle bir şey yok. O benim evimde yaşıyor.” Dedem soğuk bir sesle: “Yaşıyordu. Bugüne kadar.” Elif kollarını bağladı. “Bak bakalım tek başına ne yapacak. Kim yıkayacak çamaşırını, kim yemek yapacak?” Ona baktım. “Zaten yıllardır kimse yapmıyor.” Anneannem de kalktı, omzuma elini koydu. “Git eşyalarını al oğlum.” Avludaki küçük odaya yürüdüm. Bir yatak, küçük bir masa, iki koli eşya… duvarda rutubet vardı; babamın “sonra yaptırırız” dediği o rutubet. Gerekli olanları çantaya koydum. Geri döndüğümde annem koltukta ağlıyordu. Elif telefonda sinirle konuşuyordu. Babam kapının yanında durmuştu, sanki bekçi gibi. “O kapıdan çıkarsan,” dedi, “bir daha dönüp de hayat pahalıymış diye ağlama.” Dedem öne çıktı. “Gerçek hayat, onun onurunu da yanında götürür.” Babamın sesi titreyerek son cümleyi söyledi: “Bunca yaptığımızdan sonra, bize böyle mi karşılık veriyor… yılbaşında?” Ve o an, her şeyin değişeceğini hissettim.