DEDEM KIZIMIN YÜZÜNÜ GÖRDÜĞÜ ANDA GÖZYAŞLARINA BOĞULDU
"Sana gerçeği asla anlatmamam gerekiyordu," dedi dedem titreyen sesiyle. "Annen ölmeden önce bana bir söz verdirdi. Bu sırrı mezarıma kadar saklayacağıma yemin ettim." Bütün vücudum buz kesti. "Ama senin hiçbir şeyden habersiz yaptığın o korkunç hatadan sonra artık susamam." Nefesim kesilmişti. Kucağımdaki İpek huzur içinde uyurken dedem gözlerini ondan ayıramıyordu. Hayatım boyunca bana güven veren o güçlü adam, karşımda çaresiz bir çocuk gibi ağlıyordu. "Dede, ne olur söyle! Kıvanç'ı nereden tanıyorsun?" Dedem cevap vermedi. Ayağa kalkıp çalışma odasına doğru yürüdü. Birkaç dakika sonra elinde eski, ahşap bir kutuyla geri döndü. Kutuyu masanın üzerine bıraktı. "Annen öldüğünde sana yalnızca üç yaşında olduğunu söylemiştim. Ama senden sakladığım başka bir şey vardı." Kutunun kapağını açtı. İçinden sararmış fotoğraflar ve eski bir hastane dosyası çıkardı. Fotoğraflardan birini elime verdi. Genç bir kadın, kucağında iki bebekle hastane yatağında oturuyordu. Kadını hemen tanıdım. Annemdi. Ama iki bebek... "Dede, bu ne?" "Senin bir ikiz kardeşin vardı." Kalbim duracak gibi oldu. "Ne?" "Bir erkek kardeşin. Adını Kerem koymuşlardı." Elimdeki fotoğraf titremeye başladı. Yirmi yedi yıldır tek çocuk olduğumu sanıyordum. Annemle babamın ölümünden sonra dünyada dedemden başka kimsem kalmadığına inanmıştım. "Peki ona ne oldu?" Dedem ağlamaya başladı. "Annenle babanın geçirdiği kazada Kerem de arabadaydı. Ama sen benim yanımdaydın. Kazadan sonra hastaneye koştuğumda Kerem'in de hayatını kaybettiğini söylediler." "Öyleyse neden şimdi anlatıyorsun?" Dedem başka bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta yaklaşık beş yaşlarında, kıvırcık saçlı bir erkek çocuğu vardı. Bir gözü mavi, diğeriyse koyu kahverengiydi. Nefes alamıyordum. Çünkü o çocuk, Kıvanç'ın çocukluğunun tıpatıp aynısıydı. "Bu Kerem mi?" Dedem başını salladı. "Annenin bana verdiği sözü yıllarca tuttum. Seni kaybettiğin kardeşinin acısıyla büyütmek istemedim." İçimde korkunç bir düşünce belirdi. "Dede... Bana Kıvanç'ın benim kardeşim olduğunu mu söylüyorsun?" Dedem gözlerini kapattı. "Bundan korkuyorum kızım." O anda dünya başıma yıkıldı. Kucağımdaki bebeğime baktım. Gözyaşlarım İpek'in battaniyesine damlıyordu. "Hayır! Bu mümkün değil!" Dedem elimi tuttu. "Henüz kesin olarak bilmiyoruz." Ama ben onu dinleyemiyordum. Kıvanç'la geçirdiğim günleri düşündüm. Tanıştığımız kafeyi, ilk buluşmamızı, birlikte kurduğumuz hayalleri... Ve hamile olduğumu söylediğim gece yüzünün neden birdenbire değiştiğini. Ya gerçeği biliyorsa? Ya bu yüzden kaçtıysa? O gece İpek'i dedeme bırakıp Kıvanç'ın yaşadığı eski apartmana gittim. Kapısını defalarca çaldım. Kimse açmadı. Tam ayrılacağım sırada karşı komşusu kapısını araladı.