SERVETİ İÇİN KENDİMDEN 41 YAŞ BÜYÜK BİR ADAMLA EVLENDİM

Kapağı kaldırdığımda gördüğüm ilk şey, yıllar önce kaybettiğimi sandığım bir fotoğraftı. Ama asıl şaşkınlığı, fotoğrafın altındaki zarfın üzerinde yazan ismi görünce yaşadım. Çünkü o isim bana değil, yıllardır ölü olduğunu sandığım birine aitti... ANNEM: NERMİN YILMAZ. Parmaklarım uyuştu. Fotoğrafı elime aldığımda gözlerime inanamadım. Henüz yedi yaşındaydım. Annemle birlikte eski evimizin bahçesinde oturuyorduk. Üzerimde doğum günümde giydiğim elbise vardı. Bu fotoğrafı en son yirmi beş yıl önce görmüştüm. Annem öldükten sonra bütün eşyalarımızla birlikte ortadan kaybolmuştu. "Bu fotoğraf Nihat'ta ne arıyor?" diye fısıldadım. Avukat cevap vermeden önce Pelin ayağa kalktı. "Babamın sana bırakacağı şey annene ait birkaç eski fotoğrafsa gerçekten çok komik!" Avukat sert bir ifadeyle ona baktı. "Pelin Hanım, babanızın talimatları gereği kimse bu odadan ayrılmayacak. Öğrenecekleriniz yalnızca hanımefendiyi değil, üçünüzü de ilgilendiriyor." Kutunun içindeki zarfı açtım. Anneme ait olduğunu hemen tanıdığım el yazısıyla yazılmış bir mektup vardı. Ancak mektubun tarihi, bana annemin öldüğünün söylendiği günden tam iki yıl sonrasını gösteriyordu. Boğazım düğümlendi. Mektubun ilk satırını okudum. "Sevgili kızım, bu mektubu okuyorsan sana kavuşmak için verdiğim mücadeleyi kaybetmişim demektir." Sandalyeye yığıldım. "Bu imkânsız! Annem ben yedi yaşındayken öldü!" Avukat masasındaki dosyayı açtı. "Anneniz ölmedi. En azından size söylendiği tarihte değil." Odadaki sessizliği Pelin'in öfkeli sesi bozdu. "Ne saçmalıyorsunuz? Babamın bununla ne ilgisi var?" Avukat derin bir nefes aldı. "Sandığınızdan çok daha fazla ilgisi var." Bana dönerek yıllardır saklanan gerçeği anlatmaya başladı. Annem, gençliğinde Nihat'ın sahibi olduğu tekstil fabrikasında muhasebeci olarak çalışmıştı. Fabrikanın mali işlerini yöneten kişi ise Nihat'ın en yakın arkadaşı ve ortağı Orhan'dı. Orhan yıllarca şirketten para çalmış, ardından bütün suçu annemin üzerine atmıştı. Annem masumiyetini kanıtlayabilecek belgelere sahipti. Ancak Orhan, beni elinden almakla tehdit ederek onu susturmuştu. O dönemde Nihat uzun süre yurt dışında yaşadığı için olanlardan habersizdi. Annem bir gece beni babaannemin evine bırakmak zorunda kalmıştı. Bana annemin trafik kazasında öldüğünü söyleyen kişi de babaannemdi. Oysa annem hapse girmişti. "Babaannem bana neden yalan söyledi?" diye sordum. Avukat önündeki belgeleri çevirdi. "Çünkü Orhan Bey, sizi annesiz büyütmesi karşılığında babaannenize para ödemiş." İçimde yıllardır kapanmayan bir yara yeniden açılmıştı. Babaannem iki yıl önce ölmüştü. Hayatı boyunca annem hakkında konuşmamış, ne zaman soru sorsam konuyu değiştirmişti. Mektuba geri döndüm. Annem, hapisten çıktıktan sonra beni bulmak için defalarca girişimde bulunmuştu. Ancak babaannem taşınmış, Orhan da annemin bana ulaşmasını engellemek için elinden geleni yapmıştı. Sonunda annem ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Ölmeden kısa süre önce bütün belgelerini Nihat'a göndermeyi başarmıştı. Mektubun son cümlesini okurken gözyaşlarım kâğıdın üzerine damladı. "Kızım, seni terk etmedim. Hayatımın son gününe kadar sana kavuşmak için mücadele ettim. Beni bir gün affedebilirsen mezarımda huzur bulacağım." Mektubu göğsüme bastırdım. Yirmi beş yıl boyunca beni istemediğini düşündüğüm annem, aslında hayatını beni yeniden görebilmek için harcamıştı. Ancak aklımda hâlâ korkunç bir soru vardı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.