Eski sevgilim Emir, yaralı kızını taşıyarak acil servise koştu
"Beni aramadın." "Sen de aramadın." "Korktum," dedi. "Seni arayıp da 'seni seviyorum' diyememekten korktum. Ve aradığımda hâlâ o korkak adam olmaktan." Sustum. Söyleyecek bir şey yoktu. Çünkü haklıydı. "Peki Sude?" diye sordum. "Sude'yi neden hiç söylemedin?" Yüzü değişti. Acılı bir ifade. "Sude benim kızım. Eski bir ilişkiden. Annesi doğumda vefat etti. Onu tek başıma büyüttüm. Sana söylemedim çünkü... kendi korkaklığımla senden uzaklaşmayı seçtim. Seni incitmekten korktum." "Beni incitmekten korktun ama terk etmekten korkmadın." "Terk etmedim," dedi sesi titreyerek. "Gitmene izin verdim. İkisi farklı." "Bana farklı gelmedi." Emir derin nefes aldı. "Sude senden bahsettiğim ilk günden beri seni merak ediyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Sonra, seni hastanede gördüğümde... bir baba olarak ilk kez gerçekten korktum. Sadece kızım için değil, senin için de. Ve bebek için." Elimi karnımın üzerine koydum. Bebek hareket etti, hafif bir tekmeyle. Emir'in gözleri oraya kaydı. "Hareket etti mi?" "Evet." "Nasıl bir şey?" diye sordu, sesinde saf bir merak vardı. "Tuhaf," dedim. "Ama güzel." Uzun süre sustuk. Kahveler soğudu. "Bebeğin sağlıklı mı?" diye sordu sonunda. "Evet. Her şey normal." "İyi." Başını salladı. "Çok iyi." Sonra ayağa kalktım. "Sude'yi kontrol etmem gerek. Sabah taburcu olacak." "Esra." Beni durdurdu. "Bunu söylemek çok zor ama... o bebek benim. Ve ben onun hayatında olmak istiyorum. Senin hayatında olmak istiyorum. Eğer izin verirsen." Durdum. Sırtım ona dönüktü. Gözlerim yaşarmıştı. Ama ağlamadım. "Emir," dedim, sesimi toparlamaya çalışarak. "Benim hayatıma girmek istediğini söylüyorsun. Peki ya benim hayatımdan çıkıp gittiğin o altı ay? Onları nasıl geri alacağız?" "Alamayız," dedi arkasından. "Ama önümüzdeki altı ayı, on yılı, belki de ömrümüzü birlikte geçirebiliriz. Eğer bana şans verirsen." Arkamı döndüm. Gözleri parlıyordu. Gerçekten parlıyordu. "Dün akşam burada olsaydın," dedim yavaşça, "bana bunları söyleseydin, belki her şey farklı olurdu. Ama şimdi..." "Şimdi ne?" "Şimdi bir bebek var. Ve Sude var. Ve sen... hâlâ korkak mısın, Emir?" Bir an duraksadı. Ama sonra cevap verdi. "Değilim," dedi. "Artık değil. Sude için, senin için, bebek için... korkak olmaya niyetim yok." Ona baktım uzun uzun. İçimdeki her şey savaşıyordu. Güven, kırgınlık, umut, öfke, sevgi. "Yarın," dedim sonunda. "Yarın Sude taburcu oluyor. Ondan sonra konuşuruz. Ama şimdi, gitmeliyim." Odama dönerken kalbim deli gibi atıyordu. Sabah olduğunda Sude'nin odasına tekrar gittim. Alçısı kontrol edilmişti, birkaç gün dinlenmesi yeterliydi. Emir, kızının yanında duruyordu, yeni bir takım giymişti. Saçlarını düzeltmişti. Bana baktığında, artık o eski kaçak bakışlar yoktu. "Dr. Esra!" Sude neşeyle karşıladı. "Babacığım bana seni soracağını söyledi. Sana soracağımı söyledi?" "Ne soracakmış?" dedim gülümseyerek. Sude, Emir'a döndü. "Söyle babacığım, söyle!" Emir derin bir nefes aldı. Bana yaklaştı.