Eve erken döndüm ve 10 yaşındaki kızımı

O yazıyı paylaştıktan sonra telefonumu kapattım. İnsanların ne düşüneceğini merak ediyordum ama o akşam cevapları okumaya gücüm yoktu. Elvan odasında boyama yapıyordu. Yanına gittiğimde kâğıdın üzerinde küçük bir ev gördüm. İki penceresi, kırmızı bir çatısı ve önünde kocaman bir ağaç vardı. Masaya baktığımda ise yalnızca iki sandalye çizdiğini fark ettim. “Bu bizim evimiz mi?” diye sordum. Başını salladı. Sonra boya kalemini bıraktı ve çok sıradan bir şey soruyormuş gibi, “Artık hep iki kişi mi olacağız?” dedi.Gelecekte ne olacağını bilmiyordum. Ama ona bilmediğim bir şeyi vaat etmek istemedim. Yanına oturup hayatımıza bir gün yeni insanların girebileceğini, fakat kimsenin onu kendi evinde yabancı gibi hissettiremeyeceğini söyledim. Bir süre düşündü. Sonra resimdeki sandalyelerden birinin üzerine küçük bir yastık çizdi. “Bu benimki,” dedi. İlk haftalar beklediğimden daha zordu. Ulaş'ın yokluğuna alışmak, Elvan için her şeyin bir anda normale dönmesi anlamına gelmiyordu. Ben yemek hazırlarken nerede duracağını soruyor, televizyonun sesini açmadan önce izin istiyor, bir bardak su döktüğünde yüzü bembeyaz kesiliyordu.Bir sabah kahvaltıda yanlışlıkla reçel kavanozunu devirdi. Masaya kırmızı bir leke yayıldı. Elvan hemen sandalyesinden kalkıp özür dilemeye başladı. O kadar hızlı konuşuyordu ki söylediklerini güçlükle anlayabiliyordum. Bir bez aldım, kavanozu kaldırdım ve birlikte temizleyebileceğimizi söyledim. Ama kızım bezin ucunu tuttuğu hâlde hareket etmiyordu. “Ceza yok mu?” diye sordu. “Yanlışlıkla bir şey döktün Elvan. Temizleriz, olur biter.”O gün bu cümlenin onun için ne kadar önemli olduğunu anladım. Güven bazen büyük konuşmalarla değil, dökülen reçelin ardından hiçbir kötü şey olmamasıyla geri geliyordu. Ertesi hafta çocuklarla çalışma deneyimi olan bir psikologla ilk görüşmemizi ayarladım. Elvan'a bunun, yanlış yaptığı bir şey yüzünden olmadığını anlattım. İster konuşabileceğini ister yalnızca dinleyebileceğini söyledim. İlk görüşmeye giderken çantasına sevdiği küçük pelüş tavşanını koydu. Uzman önce ikimizle görüştü, sonra Elvan'la yaşına uygun bir ortamda konuştu. Görüşmelerin içeriğini öğrenmek için kızımı sıkıştırmamamı, onun kendi hızında ilerlemesine alan bırakmamı önerdi. Evde tutarlı kuralların, açık iletişimin ve tahmin edilebilir bir günlük düzenin yardımcı olabileceğini konuştuk. Arabaya bindiğimizde Elvan sessizdi. Birkaç dakika sonra, “Oradaki kadına her şeyi anlatmak zorunda değilmişim,” dedi. “Değilsin,” diye cevap verdim. “Sen de bana kızmayacaksın, değil mi?” “Hayır. Ne anlatırsan anlat, sana kızmayacağım.” Bir sonraki görüşmesine gitmek istediğini söylemesi beni umutlandırdı. Annem bu süreçte en büyük desteğim oldu. Akşam vardiyalarımda Elvan'la ilgilenmesi için birlikte yeni bir düzen kurduk. Annem kendi isteğiyle salı günleri bize gelmeye, perşembe günleri de Elvan'ı okuldan almaya başladı. Böylece çalışma saatlerimi tamamen değiştirmem gerekmedi. Hastanedeki sorumlum da mümkün olduğunda vardiya değişimlerini önceden bildirmeme yardımcı oluyordu.