Evime usta geldi gençten bir çocuk

Bu kez cevap daha kısa sürdü. “Çünkü paylaşımlarınızı görmek hoşuma gidiyor.” Telefon elimde donup kaldı. İlk kez bu kadar net konuşmuştu. Ama hâlâ sınırı aşmamıştı. Bir süre yazıştık. Sonra bir gün kahve içmek istediğini söyledi. Kabul edip etmemek arasında kaldım. Sonunda evet dedim. Buluşma günü geldiğinde inanılmaz gergindim. Saatlerce ne giyeceğimi düşündüm. Kendime aynada baktım. Yüzümde yılların bıraktığı izleri gördüm. Sonra Emre’yi düşündüm. Belki de farkı sadece ben büyütüyordum. Kafede karşıma oturduğunda gülümsedi. Uzun süre sohbet ettik. Hayatlarımızdan konuştuk. Hayallerimizden. Korkularımızdan. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım. Tam ayrılacağımız sırada bana baktı. “Bir şey söyleyebilir miyim?” “Tabii.” Derin nefes aldı. “Sizi ilk gördüğüm gün çok etkilendim.” Gülümsedim. “Yaş farkını biliyorsun.” “Biliyorum.” “İnsanlar konuşur.” “Konuşurlar.” “Peki seni korkutmuyor mu?” Başını salladı. Sonra hiç unutamayacağım o cümleyi söyledi: “İnsanların ne düşündüğünden çok, bir insanın bana nasıl hissettirdiği önemli.” O an fark ettim ki mesele yaş değildi. Mesele cesaretti. Bazen insanları ayıran şey yıllar değil, önyargılardı. Emre ile o gün bir ilişkiye başlamadık. Birbirimize sözler de vermedik. Ama birbirimizi tanımaya devam etmeye karar verdik. Çünkü bazı hikâyelerin mutlu sonla bitmesi için acele etmeye gerek yoktur. Bazı hikâyeler, iki insanın birbirine dürüstçe bakabildiği anda zaten başlamıştır. Ve bazen hayat, hiç beklemediğiniz bir anda kapınızı çalan bir ustayla size şunu öğretir: Kalbin yaşı yoktur; yalnızca cesareti vardır.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.