“Peki rampa?” Nejat yanıma çömeldi. “Dizlerin ağrıdığı günleri biliyorum. Burada iki basamak vardı. Gelecekte zorlanırsan diye daha rahat bir giriş hazırlamak istedim. Tekerlekli sandalye kullanman gerekeceğini düşünmüyorum. Sadece olası engeller yüzünden sevdiğin yerlere gitmekten vazgeçmeni istemem.” “Bunu neden bana söylemedin?” Bir süre sustu. “Yılbaşında seni davet edip göstermek istiyordum. Sürpriz olsun dedim. Ama şimdi anlıyorum ki seni haftalarca merakta bırakmam doğru değildi.” İşte o anda, içimde taşıdığım korkular birden dile döküldü. “Oğlum senin paramın peşinde olduğunu düşünüyor. Evinde başka biri olabileceğini bile söyledi. Ben de seni sorgulamaya başladım.” Nejat'ın yüzü ciddileşti. Fakat öfkelenmedi. “Bunları duyduğuna üzüldüm,” dedi. “Ben de kendimi daha açık anlatmalıydım. İstersen evin tamamını gezelim. İstersen de bugün gider, başka zaman konuşuruz.”O gün ilk kez Nejat'ın eski eşinden kalan hatıralarla dolu evini gördüm. Salonda bir fotoğraf köşesi vardı. Rahmetli eşiyle yıllar önce çekilmiş görüntüler, çocuklarının okul resimleri ve eski aile albümleri duruyordu. Fotoğrafları saklamamıştı. Benim Savaş'ın koltuğunu kaldıramamam gibi, o da geçmişini hayatından silmeye çalışmıyordu.Küçük sarı odanın ise özel bir anlamı vardı. Nejat onu başlangıçta kendi çalışma odası olarak düzenliyormuş. Benim anılarımı dinledikçe planını değiştirmiş. Mutfağı andıran bir dinlenme ve sohbet köşesi hazırlamış. İçeride küçük bir tezgâh, çay için ayrılmış dolap ve kolay erişilebilen raflar vardı. Her şey kullanışlı olsun diye tasarlanmıştı. “Burada yaşamanı beklemiyorum,” dedi. “Evini bırakmanı, benimle evlenmeni ya da herhangi bir karar vermeni istemiyorum. Yalnızca ziyaret ettiğinde kendini rahat hissedebileceğin bir köşe olsun istedim.” Bu sözler beni yeniden ağlattı. Çünkü son haftalarda herkes benim adıma karar veriyordu. Onur paramı yönetmek, torunlarımla görüşmemi belirlemek istiyordu. Nejat ise bana bir oda hazırlamış, kapısına da kararın bana ait olduğunu yazmıştı. O akşam uzun uzun konuştuk. Ona Savaş'ın ölümünden sonra yeniden sevmekten neden korktuğumu anlattım. Nejat da eşini kaybettiğinde aylarca kimseyi evine davet edemediğini söyledi. “Birini içeri almak, onun yerini doldurmak gibi geliyordu,” dedi. “Sonra anladım ki insanın kalbinde yeni bir yer açılması, eski sevgiyi küçültmüyor.”Eve dönerken içimde huzur vardı. Ama çözmem gereken başka bir mesele olduğunu biliyordum. Ertesi sabah Onur'u aradım. “Konuşmamız gerekiyor,” dedim.Öğleden sonra geldiğinde masaya üç fincan çay koydum. Alev de yanımızdaydı. Onur oturur oturmaz Nejat'ı sordu. “Evine gittim,” dedim. Yüzü gerildi. “Gördün mü? Söylediklerim doğru çıktı mı?” “Hayır. Ama sana söylemek istediğim şey yalnızca Nejat değil.” Oğlumun telefonunu masaya koymasını bekledim. “Baban öldüğünde bana yardım etmek istedin. Bunun için teşekkür ederim. Fakat yardım etmekle hayatımı yönetmek aynı şey değil.” Onur itiraz edecekti, devam ettim. “Artık banka bilgilerime senin erişmeni istemiyorum. Bundan sonra hesaplarımı kendim yöneteceğim. Gerek duyarsam güvendiğim bir uzmana danışırım. Ama her harcamamı açıklamak zorunda kalmayacağım.” “Anne, ben seni koruyorum.” “Beni korumak için önce bana güvenmelisin.” Alev sessizce dinliyordu. Ona döndüm. “Ve torunlarımla görüşmemin Nejat'la ilişkimi bitirip bitirmememe bağlanmasını kabul etmiyorum.” Onur gözlerini kaçırdı. “Onu gerçekten söylemek istememiştim.”“Ama söyledin. Kardeşine de söyledin. Bunun beni nasıl yaraladığını bilmelisin.” Oğlumun yüzündeki sert ifade yavaşça çözüldü. Bir süre ellerine baktı. “Babam öldükten sonra seni kaybetmekten korktum,” dedi. “Sonra biri hayatına girince yine uzaklaşacağını sandım.” “Ben sizin anneniz olmaktan vazgeçmiyorum. Ama yalnızca anneniz değilim. Benim de bir hayatım var.”Alev ağlamaya başladı. “Anne, seni bu kadar yalnız bıraktığımızı fark etmemişim.” O gün bütün sorunları çözemedik. Onur hâlâ Nejat'a tam güvenmiyordu. Fakat artık suçlamak yerine tanımayı denemeyi kabul etti. Ben de oğlumu korkularından dolayı bütünüyle dışlamak istemedim. Yine de sınırlarımı değiştirmedim. Takip eden günlerde bankamla görüşüp erişim yetkilerini gözden geçirdim. Bana ait hesaplara yalnızca benim kontrolümde erişilmesini sağlayacak düzenlemeler yapıldı. Önceki işlemleri de incelettim. Bilgim dışında para alındığına dair bir bulgu çıkmadı. Oğlumdan şüphelenmek istemediğim gibi kanıt olmadan suçlamak da istemiyordum. Ama mali bağımsızlığımı geri almak için bir kayıp yaşamam gerekmiyordu. Bir sonraki pazar yemeğine Nejat'ı ve çocuklarımı birlikte davet ettim. Onur başlangıçta mesafeliydi. Nejat ise kendisini aklamaya çalışan uzun konuşmalar yapmadı. Yalnızca sorulan soruları yanıtladı.Yemekten sonra Onur ona garajdaki rampayı sordu. Nejat, kullandığı malzemelerden ve işi güvenli biçimde tamamlamak için aldığı destekten bahsetti. Onur mesleği gereği bazı teknik konulara meraklıydı. İkisi farkında olmadan sohbete daldı.Akşamın sonunda oğlum yanıma geldi. “Anne,” dedi, “Nejat hakkında söylediklerimin kanıtı yoktu. Seni korkuttum. Özür dilerim.” “Özrünü kabul ediyorum. Ama güvenin yeniden oluşması zaman alacak.” Başını salladı. İlk kez bunu tartışmadı. Yılbaşına iki hafta kala, Nejat'ın evine yeniden gittim. Bu kez haber vermiştim. Sarı odanın penceresinde ince perdeler dalgalanıyordu. Masanın üzerinde annemin tarifine benzer bir kek vardı. Nejat, tarifin ayrıntılarını benden öğrenmiş, birlikte denemeyi teklif etmişti.O gün ona bir hediye götürdüm. Eski evimizden getirdiğim küçük bir duvar saati. Savaş'ın yıllarca tamir edip kullandığı sade bir saatti. Nejat saati görünce ne diyeceğini bilemedi. “Bu benim geçmişimin bir parçası,” dedim. “Buraya koymak istedim. Çünkü burası benim için eski hayatımdan kaçtığım bir yer değil, yeni anılar biriktirdiğim bir yer olsun istiyorum.” Saati duvara birlikte astık. Yılbaşı akşamında ise kararımı verdim. Nejat'ın evine taşınmayacaktım. Kendi evimi, alışkanlıklarımı ve bağımsızlığımı korumak istiyordum. Ama hayatımızı paylaşmaya devam edecektik. Bazı pazarlar benim evimde, bazı günler onun sarı odasında buluşacaktık. Nejat bunu duyunca gülümsedi.“Benim için önemli olan nerede oturduğumuz değil,” dedi. “Birbirimizi isteyerek seçmemiz.” O gece torunlarım da yanımızdaydı. Onur çocukları getirmiş, Alev tatlı hazırlamıştı. Kimse kimseyi zorlamamıştı. Sıdıka bile uğrayıp Nejat'a göz kırptı. “Yelda'yı güldürmeyi başarmışsın,” dedi.Herkes gittikten sonra küçük sarı odanın kapısındaki ahşap tabelaya baktım. Nejat'ın elleriyle oyduğu cümle hâlâ oradaydı: “Kapısı açık, kararı kendisine ait.” Altmış dört yaşında öğrendiğim en güzel gerçek buydu. Sevgi, insanı sahiplenmek değil, kendi hayatını yaşayabileceği alanı ona bırakmaktı. Savaş'ı özlemeye devam ediyordum. Dizlerim hâlâ bazı sabahlar ağrıyordu. Ailemle aramızdaki güveni onarmak da zaman alacaktı. Ama artık yarınlardan korkmuyordum. Nejat elimi tuttuğunda başımı omzuna yasladım. Sarı duvarların arasında, dışarıdaki ceviz ağacının dalları pencereye hafifçe vururken içimden geçen tek şey şuydu: İnsan hayatında ikinci kez baharı bulabiliyormuş. Hem de geçmişini unutmadan, kendinden vazgeçmeden ve kendi kapısının anahtarını kimseye teslim etmeden.