Gece 3:00’te, kocamın metresi bana bir fotoğraf gönderdi
“Patronumuz yeni projesi üzerinde oldukça yoğun çalışıyor gibi görünüyor. Sekreter Melisa’nın da kendisine mükemmel şekilde eşlik ettiğini görüyoruz. İkinizi de kutlarım. Umarım mutluluğunuz sonsuza kadar sürer.” Gönder tuşuna bastım. Bir anda sessizlik çöktü. Sonra biri mesajı gördü. Ardından bir başkası… Bir diğeri… Telefon ekranındaki küçük profil simgeleri birer birer yanmaya başladı. O an Kerem’in birkaç saat sonra yaşayacağı kabusu düşündüm. Telefonunu eline alışını… Onlarca cevapsız çağrıyı görüşünü… Yönetim kurulundan gelen mesajları okuyuşunu… Ve sonunda şunu fark edişini… Beni mahveden Melisa değildi. Onu mahveden bendim. O gece ilk kez gerçekten gülümsedim. Sonra telefonumun SIM kartını çıkardım. Tuvalete attım. Ve sifonu çektim. Eski halimi de onunla birlikte uğurladım. Sessiz kalan kadını… Her şeyi görmezden gelen kadını… Kerem’in gölgesinde yaşamayı kabul eden kadını… Çünkü o kadın artık yoktu. Dolabın arkasındaki siyah valizi çıkardım. Aylar önce hazırlamıştım. Pasaport… Banka hesapları… Şirket belgeleri… Gizli dosyalar… Ve Kerem’in asla bilmediği gerçekler… Üzerime sade bir kazak giydim. Yüzüğümü çıkardım. Mücevherleri bıraktım. Çünkü o evden Kerem Yalçın’ın karısı olarak çıkmıyordum. Onun en büyük kâbusu olarak ayrılıyordum. Şafak sökmeden villadan çıktım. İstanbul hâlâ karanlıktı. Ama benim için yeni bir hayat başlıyordu. Kerem içinse… Çöküş yeni başlıyordu. Uçak havalandığında telefonuma tek bir mesaj geldi. Avukatım Selin’den… Sadece tek kelime yazıyordu: “Onaylandı.” Ve ben camdan bulutlara bakarken… Kucağımdaki dosyayı açtım. Çünkü Melisa kocamı benden aldığını sanıyordu… Ama aslında ben, onun elinden her şeyi çoktan almıştım.