GECE SAAT 02.00’DE, ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ MİLYARDER BİR KADIN
Adı “Mavi Petrol”dü. “Fotoğraf eski değil.” Sahra ona baktı. “Ne?” “Kızım evden çok uzakta değil.” Koral hemen Meral’i aradı. Telefon çaldı. Bir kez. İki kez. Üçüncüde açıldı. Ama konuşan Meral değildi. “Akıllıca davranıyorsun.” Cevdet. Koral dişlerini sıktı. “Kızıma dokunursan—” “Bu cümleyi tamamlama. Çünkü kızının hayatta olup olmayacağı tamamen senin davranışlarına bağlı.” “Ne istiyorsun?” “Kırmızı dosyayı.” Koral sustu. Dosya hâlâ hastane odasındaydı. Cevdet devam etti: “Ve Sahra Ergin’i.” Koral, Sahra’ya baktı. “Karşılığında?” “Kızın sağ salim döner.” “Bunu nerede yapacağız?” Cevdet bir adres verdi. Koral’ın elindeki siyah kartta yazan adresin aynısıydı. Telefon kapandı. Sahra duvara yaslandı. “Oraya gidersek bizi öldürecek.” Koral kartı cebine koydu. “Gitmezsek kızımı öldürecek.” “Bir planın var mı?” Koral ona baktı. “Var.” “Ne?” “Önce bana gerçeği anlatacaksın.” Sahra gözlerini kapattı. Sonra konuşmaya başladı. Yıllar önce Sterling Global, tıbbi veri analizi yapan küçük bir şirketi satın almıştı. Şirketin amacı hastalıkların erken teşhisinde yapay zekâ kullanmaktı. Fakat Cevdet Soral projeyi gizlice başka bir şeye çevirmişti. Özel hastanelerden hasta verileri satın alıyor, yüksek gelirli hastaların sağlık durumlarını önceden analiz ediyor ve bu bilgileri sigorta şirketleriyle yatırım fonlarına sızdırıyordu. Kim yaşayacak? Kim ölecek? Hangi şirketin patronu yakında görevden düşecek? Hangi miras el değiştirecek? İnsan hayatı onlar için yalnızca ekonomik veri hâline gelmişti. “Berrak bunu nasıl öğrendi?” diye sordu Koral. Sahra başını eğdi. “En yakın arkadaşının kardeşi o merkezde çalışıyordu. Bir gün Berrak’a bazı belgeler vermiş. Sonra ortadan kaybolmuş.” Koral’ın yüzü gerildi. “Berrak neden bana anlatmadı?” “Çünkü seni ve İnci’yi korumaya çalışıyordu.” Bu cümle Koral’ın kalbine ağır bir taş gibi oturdu. Yıllarca Berrak’ın ölümünü sıradan bir hastalık olarak kabul etmişti. Kanser. Geç teşhis. Kötü şans. Ama şimdi her şey yeniden anlam kazanıyordu. “Berrak’ın ölümü…” Sahra hemen cevap vermedi. Bu sessizlik yeterliydi. Koral’ın yüzündeki bütün renk çekildi. “Onu onlar mı öldürdü?” “Bunu bilmiyorum.” “Yalan söyleme!” “Bilmiyorum!” diye bağırdı Sahra. “Ama hastane kayıtlarında onun tedavi protokolünde açıklanamayan değişiklikler vardı. Ben de senin dosyanı o yüzden araştırdım.” Koral duvara yumruk attı. Bunca yıl. Bunca gece. Kızını tek başına büyütürken her defasında eşinin ölümünü kader olarak kabul etmişti. Şimdi kaderin arkasında insan eli olabileceğini öğreniyordu. Bir saat sonra eski araştırma merkezinin önündeydiler. Terk edilmiş bina şehrin sanayi bölgesindeydi. Koral arabadan indi. Sahra da arkasından çıktı. “Ne yapacağız?” “Sen burada kal.” “Cevdet beni istiyor.” “Bu yüzden içeri girmeyeceksin.” Koral telefonundan daha önce hazırladığı bir mesajı gönderdi. Sahra’nın avukatına. Polise. Ve bir gazeteciye. Kırmızı dosyanın fotoğraflarını hastaneden çıkmadan önce çekmişti. Cevdet dosyanın tek kopyasını yok edeceğini sanıyordu. Ama artık onlarca kopya vardı. Koral binaya girdiğinde loş koridorda tek bir ışık yanıyordu. Uzakta İnci’yi gördü. Bir sandalyede oturuyordu. Elleri bağlı değildi. Yanında korkmuş Meral vardı. Arkalarında ise Cevdet. “Kızımı bırak.” Cevdet gülümsedi. “Dosya?” “Bende değil.” Cevdet’in gülümsemesi kayboldu. “Yanlış cevap.” Koral cebinden telefonunu çıkardı. “Dosya artık herkeste.” Cevdet birkaç saniye dondu. “Ne yaptın?” “Senin yıllardır sakladığın şeyi bitirdim.” Cevdet öfkeyle İnci’ye doğru döndü. Ama tam o anda binanın dışından siren sesleri yükseldi. Koral zaman kazanmak için konuşmaya devam etti. “Berrak’ı sen mi öldürdün?” Cevdet’in yüzünde garip bir ifade belirdi. “Karın çok meraklıydı.” Koral’ın gözleri doldu. Bu söz, yıllardır aradığı cevaptı. Cevdet devam etti: “Onu öldürmek istemedik. Sadece susturmak istedik. Tedavisi biraz… yavaşlatıldı.” Koral bir an nefes alamadı. İnci ağlamaya başladı. “Baba…” O tek kelime Koral’ı yeniden kendine getirdi. Cevdet’e saldırmak istedi. Onu yere yatırmak. Vurmak. Berrak için. Yıllar boyunca çektiği acı için. Ama sonra kızına baktı. Berrak yaşasaydı ondan ne isterdi? İntikam mı? Yoksa kızlarını sağ salim eve götürmesini mi? Koral yumruklarını indirdi. Tam o sırada polis binaya girdi. Cevdet kaçmaya çalıştı ancak birkaç metre sonra yakalandı. İnci koşarak babasına sarıldı. Koral kızını öyle sıkı tuttu ki sanki bütün dünya yeniden yerine oturmuştu. Aylar sonra dava başladı. Cevdet ve şirket içindeki pek çok yönetici tutuklandı. Sterling Global’ın yasa dışı veri ağı ortaya çıkarıldı. Sahra tedavi gördü. Beklenenin aksine hastalığına cevap verdi ve hayatta kaldı. Bir gün Koral’ın evine geldi. Elinde bir zarf vardı. “500 milyon.” Koral zarfı açmadan masaya bıraktı. “İstemiyorum.” “Biliyorum.” “O zaman neden getirdin?” Sahra gülümsedi. “Bu kez senin için değil.” Zarfın içinden bir vakıf kuruluş belgesi çıktı. Berrak’ın adına kurulmuştu. Hasta hakları ve tıbbi veri güvenliği için çalışacaktı. Koral uzun süre belgeye baktı. Sonra başını kaldırdı. “Bunu neden yapıyorsun?” Sahra’nın gözleri doldu. “Çünkü yıllarca paranın insanı koruduğunu sandım. Sonra ölüm döşeğinde, hiç tanımadığım bir adam telefona cevap verdi ve bana asıl güvenliğin para olmadığını gösterdi.” Koral pencerenin önünde duran İnci’ye baktı. Kızı annesinin eski fotoğraf albümüne bakıyordu. O an Koral sonunda bir şeyi anladı. Berrak’ın ölümünün hesabı sorulmuştu. Ama onun bıraktığı en büyük miras adalet değildi. İntikam da değildi. Berrak’ın gerçek mirası, geride bıraktığı insanların acıya rağmen insan kalabilmesiydi. Koral ayağa kalktı. Sahra’ya elini uzattı. “Vakfı birlikte yönetiriz.” Sahra şaşırdı. “Bu affettiğin anlamına mı geliyor?” Koral hafifçe başını salladı. “Hayır.” Sonra kızına baktı. “Ama geçmişin geleceğimizi yönetmesine izin vermeyeceğim anlamına geliyor.” O gece Koral yıllar sonra ilk kez Berrak’ın fotoğrafına bakarken içinde öfke hissetmedi. Yalnızca özlem vardı. Ve garip bir huzur. Çünkü bazen kaybettiğimiz insanları geri getiremeyiz. Bazen adalet bile geçmişi değiştirmez. Ama onların başına gelen kötülüğün başka insanların başına gelmesini engelleyebiliriz. Belki de bir insanın ardından bırakabileceği en anlamlı şey buydu. Acısını başkasının umuduna dönüştürmek. Ve Koral sonunda anladı ki o gece saat 02.00’de çalan telefon, aslında yanlış numara değildi. Onu Sahra’ya götüren şey tesadüf olmayabilirdi. Ama sonunda verdiği karar tamamen kendisine aitti. İntikamı değil, kızını seçmişti. Nefreti değil, gerçeği seçmişti. Ve geçmişte kaybettiği kadının anısını, gelecekte kurtarılacak insanların hayatına dönüştürmüştü.