Gizli Kimlikli Kadının
Emel’in başı darbenin etkisiyle yana döndü, yanağı yanıyordu. Etraflarındaki çalışanlar şok içinde donup kalmıştı. Emel yavaşça tekrar Banu’ya döndü; teninde ince kırmızı bir iz belirirken, herkesi huzursuz edecek kadar sakin bir sesle sordu: "Kocan mı?" Banu çenesini kaldırdı; hızlı nefes alıyordu, öfkeli ve emindi. "Evet. Benim kocam." Emel bardağı büyük bir titizlikle yerine bıraktı. Banu’nun arkasındaki kapı eşiğinden düşük ama sert bir erkek sesi geldi: "Burada tam olarak neler oluyor?" Mert, her şeyi duyacak kadar tam zamanında gelmişti. Kimse kımıldamadı. Mert, koyu lacivert takımıyla kapıda duruyordu; bir eli hâlâ kapı çerçevesindeydi ve yüzünde derin bir şaşkınlık okunuyordu. Bakışları Banu’dan Emel’e, sonra da aralarındaki su bardağına bir kanıt gibi kaydı. İlk toparlanan Banu oldu. Hızla dönerek öfkesini kontrollü bir üzüntüye dönüştürdü. "Mert, bu çalışan saygısızlık yaptı. Senin öğle yemeği düzenini bozdu, eşyalarına dokundu ve..." "Eşyalarına mı dokundu?" diye tekrarladı Emel, sızlayan yanağına dokunarak. "Bunun karşılığı artık tokat mı oluyor?" Mert’in gözleri kısıldı ve öne doğru bir adım attı. "Banu, ona vurdun mu?" Banu duraksadı. O sessizlik anında, odadaki herkes tokatın kendisinden daha fazlasını anladı. Banu hemen destek göreceğini ummuştu. Şimdi ise bir şeylerin ters gittiğini fark etmişti. "Beni kışkırttı," dedi Banu en sonunda. "Herkes ne kadar yakın olduğumuzu biliyor. Benimle alay ediyordu." Emel kısa, neşesiz bir kahkaha attı. "Kendini onun karısı olarak tanıtacak kadar mı yakınsınız?" Mert’in çenesi kasıldı. "Banu. Odama. Hemen." Banu’nun beti benzi attı. "Mert—" "Hemen." Sesini yükseltmemişti, bu da emri daha keskin kılıyordu. Banu, omuzları dik bir şekilde yanından geçti; çalışanların hiçbiri onunla göz göze gelmemeye çalışıyordu. Mert olduğu yerde kaldı. Bir an için Emel’e yabancı biriymiş gibi bakmadı. Bakışları, yüzünde endişeye benzer bir ifadeyle üzerinde çok uzun süre asılı kaldı. "Bayan Aksoy," dedi iş ismini kullanarak dikkatle, "bir yaranız var mı?" Emel onun gözlerine baktı. İşte oradaydı; bir tanıma kıvılcımı. Kesinlik değil ama bir içgüdü. Bir zamanlar onun sesindeki her tonu bilirdi. Şimdi ise ihtiyat, huzursuzluk ve hayatının etrafına ördüğü o yapıda ilk çatlağı duyuyordu. "Yaşarım," dedi Emel. Birkaç dakika içinde İnsan Kaynakları yetkilileri telaşlı ve solgun bir halde mutfağa geldi. İfadeler alındı, görgü tanıkları ayrıldı. Banu, Emel’in kendisini küçük düşürmek için her şeyi kurguladığını iddia etti. Emel her soruyu titizlikle yanıtladı, kimliğini asla açıklamadı. Ancak toplantı odasından çıkmadan önce, tüm soruşturmanın seyrini değiştirecek bir cümle ekledi: "Yönetici sekreterinin kendisini neden Bay Aras’ın eşi olarak tanıtma hakkını kendinde gördüğünü incelemek isteyebilirsiniz." Öğleden sonra ofiste dedikodular ayyuka çıktı. Saat dörtte Emel’e yönetim katından saat beş buçukta C Toplantı Odası’na gitmesi yönünde bir mesaj geldi. Oraya erkenden gitti. Mert çoktan oradaydı; pencereden şehir manzarasına bakıyor, kollarını bir kez sıvamış, kravatını hafifçe gevşetmişti—bu onun için nadir bir stres belirtisiydi. Kapı kapandığında arkasına döndü.