Hesabı Boşalttılar Ama Bilmedikleri Bir Şey Vardı
Kerem ve ailem, Reyhan teyzemin bana "bir şeyler" bıraktığını biliyordu. Hesabın nasıl işlediğini anlamamışlardı. Sadece benim adıma olan bir paranın, beni baskıyla vazgeçirebilecekleri bir para olduğunu varsaymışlardı. Ertesi sabah saat sekizde, hala dünkü kıyafetlerimle şehir merkezindeki banka şubesine gittim. Şube müdürü, Deniz Hanım beni özel bir odaya aldı. İşlemleri inceledi, sonra her ayrıntıyı sordu. Çalınan kartı, tartışmayı, evden kovulmamı anlattım. Fonun yapısını açıkladığımda yüzü iyice ciddileşti. "Bu bir aile içi hırsızlıktan çok daha fazlası," dedi. "Eğer bu fonlar kısıtlıysa ve birisi bunları yetkisizce, bilerek çektiyse, bunun hem hukuki hem de cezai sonuçları olur." "Paramı geri alabilir miyim?" "Muhtemelen. Havale henüz tamamlanmadıysa iptal edebiliriz. Nakit çekimleri daha zor ama ATM görüntülerini şimdiden talep ettik." Oracıkta hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendimi zor tuttum. Öğlene doğru polise şikayette bulundum. Saat ikiye doğru Reyhan teyzemin tereke işlerine bakan avukat Mert Bey ile iletişime geçtim. Beni hemen hatırladı. Durumu anlattığımda ses tonu nazik bir halden keskin bir bıçağa dönüştü. "Yanında bir avukat olmadan ailenle sakın konuşma," dedi. "Eğer hesap mahkeme denetimindeki şartlara bağlıysa, fark ettiklerinden çok daha büyük bir suçun içine girmiş olabilirler." O akşam Kerem sonunda aradı. "Bankayı mı aradın sen?" diye hesap sordu. "Benden çaldın." "O aile parasıydı!" "Hayır," dedim. "O koruma altındaki bir paraydı." Sustu. Sonra güldü, ama sesi gergin geliyordu. "Blöf yapıyorsun." "Öyle mi?" Yüzüme kapattı. İki gün sonra, polis memurları babamların evine gitti. İşte o an ailem, boşalttıkları hesabın sadece bana bırakılmış yasal kısıtlamaları olan bir tazminat fonu olduğunu ve bunu almanın sadece vicdansızlık değil, aynı zamanda hapislik bir suç olduğunu anladılar. Ondan sonra her şey hızla çözüldü. Kerem’in —karşı bankanın kayıtlarına göre ikinci el bir pikap kamyonetin peşinatı için— yaptığı havale, para karşı tarafa geçmeden durduruldu. Bu sayede sekiz bin dolardan fazlası hemen kurtarıldı. İki ayrı ATM’den alınan görüntülerde, koyu renkli bir kapüşonlu ve şapka takmış Kerem’in para çektiği açıkça görülüyordu; ama ekrana baktığı her iki seferde de yüzü net bir şekilde seçiliyordu. Hatta kameralardan biri, babamın kamyonetin yolcu koltuğunda beklediğini bile yakalamıştı. Bu ayrıntı işleri değiştirdi. Bir hafta içinde polis, olayı bir "aile içi mesele" olarak görmeyi bıraktı. Kerem kartı çalmış, şifremi kullanmış, kısıtlı fonları çekmiş ve bir kısmını kişisel kullanımı için transfer etmişti. Babam ona şoförlük yapmıştı. Annem ise ben daha eve gelmeden eşyalarımı toplamıştı. Kendi aralarındaki mesajlaşmalar —kendileri için ne büyük talihsizlik ki— planı gün gibi ortaya koyuyordu. Avukat Mert Bey her şeyi hızla mahkeme kanalıyla getirtti. Bir mesajda Kerem, "Karşı koymaz, o asla sesini çıkaramaz," yazmıştı. Bir diğerinde annem cevap vermişti: "Hepsini bir kerede al ki bir şey saklayamasın." Babamın katkısı daha kısaydı: "Şifreleri değiştirmeden halledin." Şikayetçi olduktan sonra bıraktıkları her zalimce sesli mesajı kaydetmiştim. Önce beni korkutmaya çalıştılar. Annem ağlayarak arayıp "para için aileyi mahvettiğimi" söyledi. Babam, "hiçbir hayırlı evladın ailesine polis göndermeyeceğini" söyleyen bir mesaj bıraktı. Kerem, şikayetimi çekersem daha sonra bana birkaç bin lira "yardım" edebileceğine dair mesajlar attı. Sonra yalan söylemeyi denediler. Kerem ona izin verdiğimi iddia etti. Babam paranın yıllardır sü gelen yaşam masraflarının karşılığı olduğuna inandığını söyledi. Annem beni zorla atmadıklarını, sadece gitmemi rica ettiklerini iddia etti. Deliller ortaya dökülür dökülmez bu hikayeler yerle bir oldu. Savcı, Kerem’e bir seçenek sundu: Finansal sömürü ve hırsızlık suçlarını kabul edip parayı iade ederek yargılanmaktan kurtulmak ya da itiraz edip daha ağır bir hapis cezası riskini göze almak. Avukatı anlaşmayı kabul etmesini önerdi. Babam sonuçta ceza almadı ama hırsızlığa yardım etmek ve haksız kazançtan faydalanmakla ilgili hukuk davasında adı geçti. Annem de doğrudan ceza almaktan kurtuldu ama mahkeme onun bu süreçteki rolünü hiç de hoş karşılamadı. Sonuç, beklediğimden daha sert ama yaptıklarının yanında hala yetersizdi. Kerem denetimli serbestlik aldı, parayı kuruşu kuruşuna iade etme cezasına çarptırıldı ve hayatını üzerine kurduğu o kibirli dünyasını yıkan bir sabıka kaydı oldu. Almaya çalıştığı kamyonet gitti. Sabıka kaydı çıkınca girmek üzere olduğu yeni iş teklifi de iptal edildi. Babam, nakit çekilen ve geri alınamayan kısımları ile mahkeme masraflarını karşılamak için evin bir kısmını ipotek ettirmek zorunda kaldı. Annem, gözyaşlarının banka kayıtlarını değiştirmeyeceğini anladığı an beni aramayı tamamen bıraktı. Bana gelince; paranın çoğunu geri aldım. Hepsi bir anda olmadı ama yetti. Banka dolandırıcılık prosedürleri üzerinden doğrulanabilen miktarı iade etti, havale iptali büyük bir kısmı kurtardı ve geri kalan tazminat kararı da zamanla ödendi. Mert Bey ayrıca, kalan fonların daha sıkı kontroller ve uyarı sistemleriyle yönetilen daha güvenli bir hesaba taşınması için mahkemeye başvurdu. Parayı daha iyi koruyamadığım için kendimi mahcup hissettim ama kimse bana dikkatsizmişim gibi davranmadı. Bana tam olarak olduğum gibi davrandılar: İhanete uğramış biri gibi. Hastaneye yakın küçük bir stüdyo daire tuttum. Gıcırdayan zeminleri, yetersiz mutfak aydınlatması ve tuğla duvara bakan dar bir penceresi vardı ama orası benimdi. Altı ay sonra solunum bakımı yönetimi üzerine yüksek lisans programıma başladım. İlk okul taksidim doğrudan o fondan ödendi; tam da Reyhan teyzemin istediği gibi. Bazen insanlar ailemle hiç barışıp barışmadığımı soruyor. Hayır. Hayatta affedilebilecek şeyler vardır; bilgisizlik, gurur, hatta zayıf anlar... Ama benim ailem, beni aşağılamayı planladı, paramı çaldı, bunu yaparken güldü ve hiçbir şeyim kalmadığına inandıklarında beni sokağa attı. Bizi bitiren şey para değildi. Bizi bitiren, beni tamamen tükettiklerini sandıklarında seslerindeki o kendinden emin tondu. Hesabımı boşalttıklarını sanmışlardı. Aslında boşalttıkları tek şey, hayatımda onlara ait olan yerdi.