İlk aşkım 17. doğum günümde boğularak öldü

Hakan bahçe kapısının kilidini zorlamaya başladı. —Aylin! Aç kapıyı! O kız tehlikeli! Her şeyi yanlış anladın! Geriye doğru bir adım attım. Kamera elimdeydi. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Her şey, 30 yıl önceki o doğum günü gibi karanlık ve soğuktu. Kıza döndüm. Gözleri korkuyla açılmıştı. Yağmurluğunun kollarına sımsıkı sarılmıştı; tıpkı Cem’in o gece üşüdüğünde yaptığı gibi. —Arka kapıdan, diye fısıldadım. —Hemen! Kızı kolundan tutup evin içine çektim. Çelik kapıyı hızla kilitleyip sürgüyü çektim. Saniyeler sonra Hakan’ın yumrukları ön kapıda yankılanmaya başladı. "Aylin! Delilik yapma! O kaset sahte!" Sahte mi? Kendi gözlerimle görmüştüm. O acımasız tekmeyi, Cem’in suya gömülüşünü. Mutfak tezgahından araba anahtarlarımı kaptım. Kıza arka bahçeye açılan verandayı işaret ettim. Yağmur hızlanmış, toprağı çamura çevirmişti. Sardunyalarımı ezip geçerek arka sokağa park ettiğim eski arabama doğru koştuk. Arabaya bindiğimizde ellerim o kadar titriyordu ki anahtarı kontağa sokamadım. —Bana ver, dedi kız. Sesi titriyordu ama elleri sabitti. Anahtarı alıp arabayı çalıştırdı. Far ışıklarını açmadan, sokağın karanlığına karışıp oradan uzaklaştık. Dikiz aynasından evime son bir kez baktım. Hakan ön kapıyı kırmış, bahçede deli gibi etrafına bakınıyordu. Otuz yıl boyunca omzumda ağlayan, teselli veren, “Kardeşim” dediğim adam… Bir katildi. Şehrin dışındaki eski bir benzin istasyonunun arkasında durduk. Yağmur arabanın tavanını dövüyordu. Derin bir nefes aldım ve yanımda oturan kıza döndüm. —Adın ne senin? —Deniz, dedi yutkunarak. Cem’in en sevdiği kelime. Nehirlerden nefret eder, “Bir gün denizi göreceğiz Aylin” derdi. Gözyaşlarım yeniden yanaklarımdan süzüldü. —Bana her şeyi anlat Deniz. Baban… Cem. Nasıl kurtuldu? Madem yaşıyordu, neden bana hiç gelmedi? Beni o vicdan azabıyla nasıl tek başıma bıraktı? Deniz başını eğdi. Çantasından kırışık, sararmış bir defter çıkardı. —Babam o gece sudan çıkmayı başarmış. Ama Hakan’ın tekmesinden sonra değil. Akıntı onu kilometrelerce sürüklemiş. Kasabanın çok dışında, yaşlı bir balıkçı onu nehir kenarında yarı ölü halde bulmuş. Kaburgaları kırıkmış, ciğerleri su doluymuş. Haftalarca ateşler içinde yatmış. —Peki ya sonra? Neden polise gitmedi? —Çünkü Hakan’ın babası o zamanlar bu şehrin emniyet müdürüydü, Aylin abla. Babam uyandığında her şeyi hatırlıyordu. Hakan’ın onu suya ittiğini, kıyıda durup ölmesini beklediğini… Eğer ortaya çıksaydı, Hakan’ın babası yarım kalan işi bitirecekti. Üstelik o gece, babam nehir kenarında Hakan ile babasının yaptığı yasadışı bir sevkiyata şahit olmuştu. Hakan onu sırf senin için değil, o sırrı korumak için de öldürmek istedi. Nefesim kesildi. —Ama bana gelebilirdi… Birlikte kaçabilirdik. Deniz’in gözleri doldu. Defterin bir sayfasını açıp bana uzattı. Sayfada benim 17 yaşındaki halimin bir karakalem çizimi vardı. Altında şu yazıyordu: "Eğer ona gidersem, karanlığım onu da yutacak. Aylin’in yaşaması için, benim ölmem gerek." Hıçkırıklara boğuldum. Beni korumak için otuz yıl boyunca ölü taklidi yapmıştı. Kendi hayatından vazgeçmişti. —Babam seni hiç unutmadı, dedi Deniz usulca. —Benim annem ben çok küçükken hastalıktan öldü. Babam beni tek başına büyüttü. Ama her yıl 12 Eylül’de, bir doğum günü pastası alır, tek bir mum yakar ve saatlerce o muma bakarak ağlardı. İki ay önce amansız bir hastalığa yakalandığında, bana bu kaseti ve defteri verdi. "Eğer bana bir şey olursa, Aylin’i bul. Hakan’ın kim olduğunu öğrensin. Kendini kurtarsın," dedi. Duyduklarım kalbimi paramparça ediyordu. Hem yas tutuyor hem de içimde daha önce hiç tanımadığım kadar büyük bir öfkenin büyüdüğünü hissediyordum. O sırada telefonum aydınlandı. Hakan arıyordu. Cevaplamadım. Birkaç saniye sonra ekrana bir mesaj düştü. "Nereye gidersen git seni bulurum Aylin. O kaset polisin eline geçerse, sadece ben yanmam. Deniz adındaki o kızı da kendi kızıymış gibi yetimhaneye bırakıp kaçan babasının tüm yalanlarını ortaya dökerim. Yanıma gel. Her şeyi çözelim." Hakan bizi takip ediyordu. Arabanın torpidosunda eski kocamdan kalan ruhsatlı bir tabanca vardı. Uzandım ve soğuk metali avuçlarımın arasına aldım. —Çözülecek tek bir şey kaldı, diye fısıldadım. Deniz’e döndüm. —Kaseti bana ver ve telefonu al. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gir, "İhbar" hattına bu videoyu yükle. Ve sonra hemen arabadan inip benzinliğin içine saklan. —Sen ne yapacaksın? —Otuz yıllık bir hesabı kapatacağım. Deniz’i güvenli bir yere bıraktıktan sonra arabayı şehrin dışındaki uçuruma, nehrin en hırçın olduğu o noktaya sürdüm. Hakan’a konumumu atmıştım. Gelmesi on dakika sürmedi. Siyah cipi çakılları sıçratarak durduğunda, ben uçurumun kenarında, yağmurun altında bekliyordum. Elinde bir şemsiyeyle arabadan indi. Gülümsüyordu. O zehirli, sahte gülümseme.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.