Kayınvalidem Hamileliğimin Yalan Olduğunu Söyledi

Cübbesi yere yayıldı. Artık hâkim değildi. O an sadece babamdı. “Emily,” dedi sesi kırılarak. “Bana bak. Nefes al kızım. Nefes al.” Kızım. O kelimeyi duyunca içimde bir şey parçalandı. Yıllarca beklediğim, öfkeyle itip kaktığım, özlediğimi kendime bile itiraf etmediğim kelime. Ama şimdi düşünecek zaman yoktu. Karnım kasıldı. Keskin bir ağrı belime vurdu. “Bebeğe bir şey oldu mu?” diye ağladım. Babam başını kaldırdı. “Ambulans çağırın! Hemen!” Margaret hâlâ bağırıyordu. “Bu bir gösteri! Hepsi planlı!” Mübaşir onun kollarını daha sıkı tuttu. Babam yavaşça ona döndü. Gözlerinde öyle bir öfke vardı ki Margaret ilk kez sustu. “Bayan Brooks,” dedi buz gibi bir sesle, “az önce mahkeme salonunda hamile bir kadına saldırdınız.” Margaret’in dudakları titredi. “Ben sadece yalan söylediğini kanıtlamak istedim.” Babamın çenesi kasıldı. “Bunu ambulanstaki doktorlara, polise ve baroya anlatırsınız.” Langford’un yüzü bir anda düştü. Çünkü o da anlamıştı. Bu artık miras davası değildi. Bu saldırıydı. Hem de kayıt altında. Kameraların, mübaşirlerin, avukatların ve bir hâkimin önünde. Ambulans gelene kadar babam elimi bırakmadı. Ben sedyeye alınırken sürekli aynı şeyi söylüyordu: “Buradayım. Gitmiyorum.” Ben gözlerimi kapattım. Çünkü bir yanım hâlâ ona inanmak istemiyordu. On yıl önce gitmişti. Ya da ben gitmiştim. Artık farkı kalmamıştı. Ama o gün, hastane koridorunda, babam gerçekten gitmedi. Doğum bölümünün kapısının önünde saatlerce bekledi. Cübbesini çıkarmıştı. Kravatını gevşetmişti. Saçları dağılmıştı. Bir ara hemşire ona oturmasını söyledi. O sadece başını salladı. “Ben iyiyim,” dedi. Ama iyi değildi. Bunu sonra bana hemşire anlattı. Babam bir kez koridorun köşesine gitmiş, ellerini yüzüne kapatıp sessizce ağlamıştı. Doktor sonunda odaya girdiğinde nefesimi tutuyordum. “Bebeğinizin kalp atışı güçlü,” dedi. Dünya yeniden yerine oturdu. Ağlamaya başladım. Bu kez acıdan değil. Korkunun bedenimden boşalmasından. “Ancak darbeye bağlı kasılmalarınız var,” diye devam etti doktor. “Sizi yakın takibe alacağız. Şimdilik erken doğum riski kontrol altında görünüyor.” Babam kapının yanında duruyordu. Gözleri kırmızıydı. “Onu görebilir miyim?” diye sordu. Doktor bana baktı. Bir an tereddüt ettim. Sonra yavaşça başımı salladım. Babam yatağımın yanına geldi. İlk birkaç saniye ikimiz de konuşamadık. Aramızda on yıl vardı. Söylenmemiş özürler. Yutulmuş gururlar. Cevapsız aramalar. Düğünümde boş kalan bir sandalye. Annemin ölüm yıl dönümlerinde gönderilmeyen mesajlar. Sonra babam kısık bir sesle konuştu. “Daniel’ı kaybettiğini bilmiyordum.” Gözlerim doldu. “Kimseye söylemedim.” “Bana söyleyebilirdin.” Acı acı güldüm. “Sana hâlâ kızgın olduğumu sanıyordum.” Babam başını eğdi. “Ben de senin beni artık istemediğini sandım.” Bu cümle ikimizi de susturdu. Sonra elini yavaşça yatağın kenarına koydu. Bana dokunmadı. Sanki artık hakkı yokmuş gibi. “Emily,” dedi. “Ben Daniel hakkında haksızdım. Onu tanımadan yargıladım. Seni kaybetmekten korktum ve bunu öfke gibi gösterdim.” Gözlerimden yaş aktı. “Ben de seni cezalandırmak için kendimi yalnız bıraktım.” Babamın yüzü dağıldı. “Keşke bugün seni o salonda değil de daha önce bulsaydım.” “Ben de,” dedim fısıltıyla. O gün ilk kez elini tuttum. Kırık bir barış gibiydi. Tam sağlam değildi. Ama başlamıştı. Ertesi sabah Margaret’in tutuklandığını öğrendim. Mahkeme salonundaki saldırı görüntüleri dosyaya eklenmişti. Hâkim olan babam elbette davadan çekildi. Ama olay artık başka bir hâkime gitmişti. Ve bu kez Margaret’in parası, bağlantıları, pahalı takımları hiçbir şeyi kurtaramadı. Saldırı suçlamasıyla yargılandı. Ayrıca miras davasında sundukları “şüpheli hamilelik” iddiasının hiçbir tıbbi dayanağı olmadığı ortaya çıktı. Langford mahkemede çok daha sessizdi. Çünkü kendi müvekkilinin saldırganlığı, bütün stratejilerini yerle bir etmişti. Benden DNA testi istediler. Kabul ettim. Daniel’ın daha önce tıbbi kayıtlarında bulunan genetik örneklerle karşılaştırma yapıldı. Sonuç açık ve tartışmasızdı. Bebek Daniel’ın çocuğuydu. Margaret’in yüzündeki o ifade hâlâ aklımdadır. Kağıda bakıyordu. Sanki sayıların, imzaların, resmi mühürlerin onu kurtaracak bir boşluk bırakmasını bekliyordu. Ama hiçbir boşluk yoktu. Yalanı bitmişti. Beni “parazit” diye çağıran kadın, kendi torununun varlığını inkâr etmişti. Sırf para kaybetmemek için. Sırf kontrolü kaybetmemek için. Sırf Daniel’ın ölümünden sonra bile her şeyin onun etrafında dönmesini istediği için. Duruşmanın sonunda yeni hâkim kararını okudu. Daniel’ın mirasından bana ve doğacak çocuğuma düşen haklar koruma altına alındı. Margaret’in miras yönetimine müdahalesi engellendi. Bana yaklaşması yasaklandı.
Copyright © 2015. All Rights Reserved.