KAYINVALİDEMİN EVİNDE NE ZAMAN AİLE YEMEĞİNE GİTSEK
Rauf’un yüzündeki ifade hayatım boyunca unutamayacağım bir görüntüydü. Şaşkınlık. Korku. Ve yakalandığını anlayan bir adamın çaresizliği. Yataktan doğruldum. “Aradığın kamera o,” dedim. Koral bana bakarken yüzündeki renk çekildi. “Sen… uyumuyordun.” “Bu sefer hayır.” Rauf adaptöre doğru hamle yaptı. Ben de yataktan kalkıp dosyayı kaptım. Tam o sırada kapı sertçe açıldı. İki polis içeri girdi. Ardından Pınar göründü. “Selin!” “İyiyim.” Koral kapıya yönelmek istedi ama polislerden biri önünü kesti. Rauf ise bir anda sesini değiştirdi. Yıllardır toplantılarda insanları ikna etmeye alışmış o sakin, otoriter tonuna döndü. “Ortada büyük bir yanlış anlaşılma var.” Ben gülmeden edemedim. “Öyle mi?” Çantamı açıp kayıt cihazını çıkardım. “Çünkü yanlış anlaşılmanın tamamı burada kayıtlı.” O gece evde yapılan aramada yalnızca bana ait belgeler bulunmadı. Rauf’un çalışma odasındaki kilitli dolaptan sahte sözleşmeler, farklı şirketlere ait kaşeler ve başkalarının adına düzenlenmiş vekâletnameler çıktı. Bilgisayarındaki dosyalar ise işin boyutunu çok daha büyüttü. Koral’la birlikte yıllardır paravan şirketler üzerinden gayrimenkul projelerinde para aktarıyorlardı. Benim çalıştığım finans şirketi, sahildeki büyük proje için kredi onayı verecek kurumlardan biriydi. Hazırladığım denetim raporu projeyi tehlikeye atmıştı. Bu nedenle imzamı kullanarak raporu geri çektiğime dair bir belge düzenlemek istemişlerdi. Fakat polislerin asıl dikkatini başka bir klasör çekti. Üzerinde yalnızca tarihler yazıyordu. Son dört ayda kayınvalidemin evinde bayıldığım bütün pazar günlerinin tarihleri. Her tarihin yanında bir belge numarası bulunuyordu. İlk bayıldığım gece adıma bir gizlilik sözleşmesi imzalanmıştı. İkinci gece bir şirket toplantısına katılmışım gibi sahte tutanak hazırlanmıştı. Üçüncü gece ise raporumun bir bölümüne sonradan ekleme yapılmıştı. Bluzumun yanlış düğmelenmesi ve rujumun bulaşması ise bambaşka bir şey sanmama neden olmuştu. Gerçek çok daha sinsiydi. Çantama, saatime ve kıyafetlerime ulaşarak telefonumun şifresini bulmaya, parmak izimi kullanmaya ve hangi belgeleri taşıdığımı kontrol etmeye çalışmışlardı. Meral de gözaltına alındı. İlk ifadesinde hiçbir şey bilmediğini söyledi. Ancak mutfakta bulunan içeceklerden alınan örnekler ve onun eski kimya notlarının arasında bulunan bazı kayıtlar bu sözlerini çürüttü. Aylar süren soruşturmanın sonunda Koral, Rauf, Vedat ve Nihat hakkında dava açıldı. Rauf’un yıllardır gizlediği birçok mali usulsüzlük de ortaya çıktı. Koral ise mahkemede gözlerime bakamadı. Bir gün duruşma çıkışında yanıma yaklaşmaya çalıştı. Polislerin arasından, “Selin, ben seni seviyordum,” dedi. Olduğum yerde durdum. Üç yıl boyunca duymak için can attığım o cümle artık bana hiçbir şey ifade etmiyordu. “Hayır,” dedim. “Sen beni değil, bana ulaşabildiğin şeyleri seviyordun.” Arkamı dönüp yürüdüm. Boşanma kısa sürdü. İşimden ayrılmadım. Aksine soruşturma bittikten sonra şirket beni iç denetim bölümünün başına getirdi. Aylar sonra, bir pazar akşamı evimde tek başıma yemek yerken saate baktım. Ayın ilk pazarıydı. Eskiden bu saatlerde Sarıyer’e gidiyor olurdum. Masada sessizlik vardı. Kimse tabağıma zorla yemek koymuyordu. Kimse içeceğime dokunmuyordu. Kimse bana ne hissettiğimi açıklamaya çalışmıyordu. İlk kez sessizliğin huzur verebileceğini o gece anladım. Çantamdan o küçük ses kayıt cihazını çıkardım. Polis delil olarak aylarca sakladıktan sonra bana geri vermişti. Bir süre avucumda tuttum. Sonra çekmecenin en arkasına koydum. Onu bir daha kullanmak istemiyordum. Çünkü hayatımı kurtaran şey yalnızca o cihaz değildi. Beni asıl kurtaran, içimdeki o küçük sese sonunda kulak vermemdi. İnsan bazen en büyük ihaneti bir yabancıdan değil, her gece yanında uyuduğu kişiden görüyordu. Ve bazen güvenmek, gözlerini kapatmak demek değildi. Tam tersine… Bir şeylerin yanlış olduğunu hissettiğinde gözlerini açacak kadar cesur olmak demekti.